MOOD

ZEUS’UN BERGAMA’DAN PERGAMON’A YOLCULUĞU…

Türkiye’den çıkan en değerli antik eserleriden biri olan, dünyanın sekizinci harikası Zeus Sunağı’na ev sahipliği yapan Bergama kentindeki kalıntıların Berlin’e yolculuğu ile ilgili farklı görüşleri aktarabilmek için, okuduğum araştırmaları parçalar halinde özet olarak iletiyorum:

Doç.Dr.Ümit Çeteci Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü // Ahmet Ümit’in ‘Kayıp Tanrılar Ülkesinde’ kitabında bahsi geçen bölüm ile başlayalım…

Pergamon, İzmir/TURKEY
Where Pergamon, Bergamon city locates in Turkey.

18.yüzyılda arkeoloji ve müze kurma hevesi Avrupa ülkelerinde en üst düzeydeydi. Hatta İngiltere Fransa ve Almanya bu konuda adeta bir yarış içindeydi.

Tam bu dönemde, Arkeoloji meraklısı bir yol mühendisi olan Carl Humann’a henüz 22 yaşında iken tüberküloz teşhisi konur, doktorlar sağlıklı ve uzun bir ömür için sıcak bir ülkede yaşamasını önerirler.

Bunun üzerine Carl, Osmanlı bayrağı altında olan Sisam Adasında yaşayan abisi Franz Humann’ın yanına gelir.

İki kardeş Osmanlı hükümeti için çalışmaya başlarlar. Carl yetenekli bir mühendis olduğu kadar yeni kültürleri öğrenmeye çok açık ve arkeolojiye çok meraklı bir gençtir. Hızla Türkçe ve Yunanca öğrenir, Osmanlı yönetimince sevilir ve değişik bölgelerde inşaat işleri almaya başlar. Aynı zamanda iyileşmeye de başlamıştır. 1864-1866 yılları arasında yol yapımı için Bergama’ya gelir. Ve günlüğüne şunları yazar:

…Kaleye çıktım. Üzüntü içinde bakakaldım; neredeyse insan boyu büyüklüğünde Korinth düzeninde sütun başlıkları gördüm, etrafı çalılarla kaplı zengin süslemeli kaidelere ve diğer mimari parçalara baktım. Parçaların yanında kireç çukurları yanıyordu; insanlar mermer parçalarını ağır balyozlarla kırıp küçük parçalara ayırarak yakmak üzere bu kireç çukurlarına atıyorlardı…

Üzerinde yürüdüğü toprağın altında dünyada eşi benzeri olmayan bir tapınak yattığının henüz farkında değildi. Fakat Carl, antik Pergamon’u keşfetmeye devam etti. Bir yandan kendi yol yapımı işlerini yapıyor, bir yandan da Pergamon’da izinsiz kazılar yapıyordu. Zamanla Pergamon’a aşık oldu…Ama bulduğu tarihi eserleri yetkililere bildirmek şöyle dursun, sadece kendine özel bir depoda topluyordu…

1871 yılında akropolden çıkardığı birkaç parça kabartmayı izinsiz olarak Berlin’e yolladı. 1877’ye kadar bu kabartmaların yeryüzünün sekizinci harikasına ait olduğu fark edilmedi; fakat 1877’de Profesör Alexander Conze, Bergama’dan gelen bu kabartmaların ‘Tanrılarla Devler Savaşı Frizi’ne ait olduğunu fark etti…

Gerçekten öyle ise, Berlin’de de tıpkı Londra ve Paris’teki gibi muhteşem bir arkeoloji müzesi kurulabileceğini biliyordu.

Böylece Pergamon’da geniş çaplı bir kazı yapılması için her türlü girişimde bulunmaya başladı. Yasal engelleri aşıp bir yıllık kazı iznini aldıve Carl Humann 14 işçi ile birlikte alanda çalışmaya başladı.

Üç gün içinde on adetten fazla parça bulundu. Dünyanın henüz gün ışığına çıkarılmamış sekizinci harikası ardı ardına gömüldükleri topraktan çıkmaya başladı. Önlerinde tek bir soru kalıyordu: Bu eserlerin Almanya’ya nasıl taşınacağı.

Profesor Conze ve Alman yetkililer; İngilizlerin British Museum’u ve Fransızlar’ın Louvre’uyla boy ölçüşecek bir müze kurmak için Pergamon Altarı’nın Berlin’e taşınması gerektiğini biliyordu.

O zamanlar Osmanlı’daki yasaya göre: kazı sırasında çıkan eserlerin üçte biri kazının yapıldığı toprağın sahibine, üçte biri devlete, üçte biri ise kazıyı yapan ülkeye verilecekti. Fakat eserlerin üçte biri, Alman yetkililerin hayallerini gerçekleştirmeye yetmezdi.

Nitekim; Osmanlı’nın aymazlığı, o dönemdeki zayıflığı, Almanların diplomasisi ve siyasi baskılarıyla..Alman veliahtının özel ricası devreye girdi; kazılarda yapılan masraf ve emeğin karşılığı olarak Berlin müzesine bir değil iki hissenin verilmesi bizzat Osmanlı devleti tarafından kabul edildi.

Yasalara aykırı olsa da, sultanın özel ihsanı söz konusu olunca yasayı kim umursardı…

Nitekim; tarih anlayışını Türk ve Müslümanların tarihine indirgemiş; toplaklarımızın üzerindeki on binlerce yıllık insanlık tarihinin ayrımına varamamış; Fatih Sultan Mehmed’in vizyonundan nebze nasibini almamış torunlarının cehaletiyle, bir yıl sonra Almanya’nın yeni kazı başvurusuyla birlikte kalan son hisse de 20.000 frank karşılığında Berlin müzesine devredildi.

İşte böylece, Attalos’ların zeki hükümdarı ıı.Eumenes’in barbar Galatları yenmeleri onuruna inşa ettirdiği antik dünyanın sekizinci harikası Pergamon Altarı, iki bin küsür yıl sonra yapıldığı topraklardan kopartılıp binlerce kilometre uzağa Berlin’e götürüldü.

 

Buraya kadar okuduklarınız, Ahmet Ümit’in ‘Kayıp Tanrılar Ülkesi’ kitabından alıntılanmıştır.

Okurken muhtemelen sizin de çok merak ettiğiniz, bu kazının iznini veren 1878 dönem padişahı II.Abdülhamid.

Fakat günümüzde halen tartışılmakta olan, izni verilen 1878 yılına kadar, 1969-1978 arasındaki 9 sene boyunca kaçak kazılar yaparak Almanya’ya yollayan Carl Humann tarafından Zeus sunağının en önemli bölümlerinin Almanya’ya zaten çoktan kaçırıldığı konusudur.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyesi Doç.Dr.Ali Sönmez tarafından yapılan araştırma sonucu ‘Yitik Miras Zeus Sunağı’ kitabıyla yayınladığı bilgiler, Zeus Sunağı’nın yarıdan fazlasının kaçak yollarla götürüldüğünü anlatmakta.

1878 senesinde birçok isyanla boğuşan, Rusya’ya karşı 1877-1878 (93 Harbi) savaşını kaybeden ve ekonomik olarak çöküşe geçen Osmanlı’dan o sene kazı iznini almanın Almanya’nın iktisadi, siyasi ve kültürel nüfusu sonucu daha kolay olduğu; bu döneme kadar büyük bir kısmı kaçak yollarla gelen eserlerin üzerinin de bu şekilde kapatıldığı söylenmekte.

Bu derin tartışmanın bir kanıtı olarak, müze içinde gördüğüm yazıda da bu eserlerin müzeye getirilişinin etik olarak halen sorgulanmakta olduğu da belirtilmekte.

 

Sonuç olarak, zamane padişahının talihsiz değerlemesi ile ölü eşek fiyatına bahşedilen; insanlık tarihinin en önemli eserlerinden birini görmek için Berlin’deki Pergamon müzesine yılda yaklaşık 1 milyon ziyaretçi geliyor.

Müzede pamuklara sarılan her bir parçayı her ziyaret edişimde kendime sormadan edemem:

Biz gerçekten bu eşsiz eseri, balyozlarla kırıp parçalayıp kireç çukurlarında yakarak yok mu edecektik? Yoksa öyle düşünmemizi mi istediler?

Veya daha da kötüsü, topraklarımızdan çıkan bu benzeri nice hazinelerin kıymetini bilemeyeceğimiz iddialarına; ne zaman kendimizden çok emin bir şekilde HAYIR! ASLA! diyebileceğiz?…

NOT : Pergamon müzesinin Zeus Altarı’nı sergilediği kanadı 2027 yılına kadar bakımda olacağı için altarı görmek maalesef uzun süredir mümkün değil. Fakat Berlin’e yolunuz düşerse, Pergamon antik şehrinin üç boyutlu 360 derece fotogerçekçi simülasyon panoraması ile sergilendiği, İran asıllı Avusturya doğumlu sanatçı Yadigar Asisi imzalı “Pergamon-Antik Metropolis’in Panoraması” isimli ‘the Panorama 360’ müzesini görmenizi şiddetle tavsiye ederim!

103 metre uzunluğunda 25 metre yükseklikteki fotoğraf çalışmaları dev resimlere dönüştürülerek hazırlanan bu çalışma Pergamon’un kedilerinden sarhoşlarına, hırsızından aşıklarına tüm detaylarını, gecesiyle gündüzüyle, odun çıtırtısından kalabalık kahkaha seslerine varan detaylarla resmediyor. Tek kelimeyle muhteşem. 

İlgili postuma aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir