TRAVEL

HER DETAYIYLA SİZİ BÜYÜLEYECEK ŞEHİR: LİZBON!

Seyir defteri, Mayıs 2022

Hayatımın en spontane tatiline hoşgeldiniz!!!

 

Bir hafta önce Positano’dan döndüm. Günlerce dağ tepe tırmanan bacaklarım ve sırtım hala ağrımaktayken, Berlin’e beni ziyarete gelen deli dolu arkadaşımın peşine takılarak bir anda gitmeye karar verdiğim bu tatilin tadı hala damağımda bir başka!

Lizbon..

İsmini duyar duymaz gözümün önünde mavi lacivert karolar, yollara özenle dizilmiş minicik döşemeler canlanmaya, deniz mahsullerinin kokusu burnuma dolanmaya, kulağıma hisli Fado nameleri çalınmaya başladı.

Buna nasıl hayır diyebiliriz?

İşin en komik yanı: Positano’dan sonra hayatın bana daha da dik sokaklarla meydan okuması oldu 🙂 Haydi bakalım, squat vol2 başlasın.

Bu gezinin kendisi kısa ama listesi epey uzun! Orada senelerce yaşayan lokal bir arkadaşım bizi gezdirdiği için bir o kadar da ÖZEL!

O yüzden çok keyifle not aldığım, yapmadan da asla dönmeyin diyeceğim bu listeyi kaçırmayın!

 

 

Bazen aylar hatta yıllar sonra bu yazıları okurken gözlerimi kapatırım ve o şehirle ilgili aklımda ilk nelerin belireceğini merak ederim.

Lizbon için gözlerimi kapattığımda zihnimde beliren görüntüler aynen şöyle:

1. Arco da Rua Augusta caddesinden yürürken ufukta beliren haşmetli kemer, 

2. Alfama’nın daracık sokakları, kırık dökük ama bir o kadar neşeli binaları,

3. Şehrin her köşesinde cıvıl cıvıl gülen ve eğlenen insanlar,

4. Adım başı aşka davet eden o miradorlar, ( Şehrin bir çok yerinde manzarayı izlemek izin oluşturulan seyir teraslarının ismi ‘mirador’) 

Meşhur 28 numaralı sarı tramvayı da saymadan olmaz tabii!

Ve tabii yerlerdeki, kapılardaki, duvarlardaki renk renk desen desen mozaikler, seramikler…

Unutmayın ki bu şehir tamamen detaylarda gizli. Sırf bu yüzden, her kapının önünde daha fazla durmak, her bir seramiği daha uzun incelemek için bir kere daha gideceğim! 

Size de ilk tavsiyem, bu şehri koştur koştur gezmeyin. Sağa sola en ince detaya vararak, yavaşça tadını çıkararak…Her bir inceliğe tek tek kadeh kaldırarak SAUDE! SAÚDE!!

Bu şehrin insanının cesareti ve neşesi her solukta ruhunuza işleyecek..

Kaşiflerin şehrinde, Avrupa’nın birçok yerine göre çok daha lezzetli ve çok daha uygun bir tatil için hemen listeye geçelim.

1. ALFAMA

Büyük depremden en az etkilendiğini öğrendiğim bu bölge, Lizbon’u en iyi yansıtan ara sokakları ve doğal manzarasıyla meşhur 28 numaralı sarı tramvayın ilk gideceği durak!

Gündüzleri tırmanarak sokakları gezmeli, akşamları Tasco de Jaime veya Coraçao’da çok özel bir FADO’nun tadını çıkarmalı. Fado, Portekizli kadınların, hayatlarını keşiflere adayan denizcileri evlerine dönmeyince döktükleri hasret ve tutkulu ağıtlara gönderme yapıyor.

Bu kötü kader için yakılan yürekten şarkılar, deyim yerindeyse hüznün en güzel halidir!

Biz keçi gibi tırmanmaya alışkınız ama tırmanamam diyorsanız size harika bir tavsiye,ız tramvaya binip en üstteki ‘Graça Meydanı’na çıkıp oradan aşağı sallanabilirsiniz. Ben yapamam diyorsan her yerde tuktuk var, kiralayabilirsiniz. Bu bölgeyi ziyaret etmek için mazeret kabul etmiyoruz 🙂

2. TRAMVAY 28

Tekrar yazıyorum:
En dar sokaklardan geçen bu tramvayla turlamayanları Lizbon’a gelmiş sayamayız:)

3. BAİRRO ALTO

İstanbul’un Asmalı Mescit’i gibi diyebiliriz. Ahh, tabii o eski, cıvıl cıvıl, güzel halleri gibi. 

Ben akşam sokak sokak, bar bar turlamayı, kalabalık içinde yürümeyi severim diyenleri hemen buraya alalım. Sınırsız irili ufaklı barlar, daracık daracık sokaklar hepsi burada! Ayrıca burada FADO için de nefis bir önerim var: 

Tasco da Chico!

4. tıme out market

Şehre iner inmez girdiğim ilk yer oldu.
Codfish, canned sardines, domuzdan balığa, etten konserveye onlarca çeşit yemekten hangisini deneyeceğinizi bilemeyip saatlerce çaresiz etrafa bakınıp, uzun masalarda tanımadığınız insanlarla gülüşerek yemek yiyeceğiniz bir yer 🙂 Çok açsanız bilin ki, bu kararsızlıkla ve seçenek çokluğuyla ne yapacağınızı şaşıracaksınız. Umarım doğru seçimler yaparsınız ben balık ve yumurtanın aynı tabakta olduğu bir seçim yapmışım pek bahsetmek istemiyorum 🙂

Ekran Resmi 2023-04-07 01.38.51

5. BELEM

Merkeze biraz uzak olsa da Belem’in tarihi börekçisi Pastais de Nata’ya gidip böreğini yemelisiniz!

Bolt ile yolun sadece 8 euroya mal olduğunu belirtmek isterim!!! Hala bu güzel şokun etkisindeyiz 🙂

Trenle giderseniz Belem’den bir durak önce yeşil metro hattı ile Alcantara varmış, LX fabrikasının oldukça ilgi çekici olduğunu söylediler. Konsept mağazaları, kafeleri vs seviyorsanız listeye ekleyebilirsiniz.

Jeronimos Manastırı da bu bölgede mutlaka görülmeli ama saat 17:00’de kapanıyormuş! Biz maalesef kaçırdık.

PASTAIS DE BELEM, manastırın hemen yanında. Biz ettik siz etmeyin, sadece nata yiyip yiyip merkeze geri dönmeyin 🙂

Kaşifler Anıtı ve Vasco de Gama’ya adanan Museu Calouste, Gulbenkian bahçeleri mutlaka listenizde olmalı, özellikle kontrol edin zaman zaman caz konserleri de oluyormuş!

6. GİNJİNHA, CAİPİRİNHA, CAİPİROŞKA, CAİPİŞAKADAŞUKA

İnişli çıkışlı bol yokuşlu olsa da, kesinlikle sokak sokak yürünmesi gereken bu şehri gezmek için bence pek de yaş almayı beklemeyin! 🙂

Dizlere bacaklara kuvvet! Soluk almak için her durduğunuzdaysa Lizbonun meşhur içkisi GİNJİNHA shut içeceksiniz! %28 alkollü bir vişne likörü olan bu içecek, yol kenarlarında benzin takviyesi niteliğinde 1,5 Euro’ya satılıyor ve genelde minik çikolata bardağında veriliyor.

Bitmedi, arada daha uzun molalar verdikçe Sangria içilecek.

Sonra, Caipirinha, Caipiroşka, Caipişakadaşuka :)) hepsinden içilecek!

7. BALIK, BACKELAU, DENİZ ÜRÜNLERİ, YEŞİL ŞARAP

Yerel lokantalarda kocaman tepside yanında bol sebzeyle fırınlanmış olarak gelen backelau balığının tadı hala damağımda! Bölgenin meşhur Green Wine’ı ile doya doya yenmeli! Deniz ürünlerinin lezzetine ve ucuzluğuna inanamayacaksınız! 

Kesin duymuşsunuzdur ama deniz ürünleri için RAMİRO’yu bir de ben yazayım!

Bu meşhur deniz ürünleri restoranının girişinde banka gişesi gibi numara alıyorsunuz. Istakoz, yengeç, karides, yengeç, ıstakoz, kırmızı ıstakoz (Carabinero) biraz daha ıstakoz :)… aklınıza gelen bütün deniz kabuklularını kilolarca yiyebileceğiniz bir yer. Aman dikkat! Biz fazla yengeçten ciddi anlamda protein komasına girdik!!

NOT: Pastel Backalau ismini de birçok yerde göreceksiniz. İçli köfte gibi, içinde peynir veya balıkla satılan, bazı mekanlarda vitrine pırlanta gibi dizilen bir atıştırmalık. Fakat onu pek sevdiğimi söyleyemem. Pahalı ve lezzetsiz, açıkçası pek sevmedim.

8. konserve sardalya

Ah o dükkan!!! Yüzlerce nefis tasarımlı konserve sardalyanın olduğu: Mundo Fantastico da Sardinha Portuguesa!

Sadece bir masal kitabına girmiş gibi hissetmek ve girişindeki kral koltuğuna oturup kendini birkaç dakikalığına Sardalya Kraliçesi ilan etmek için bile gezilir.

9. Yalnızca lokal kaynakların bildiği nefis bir teras bar

Bir gün batımında, elinizde kokteylinizle insanlarla kaynaşabileceğiniz nefis manzaralı, lokal bir teras bar ararsanız (tabii ki ararsınız) bu not da benden bir kıyak: JAVA. 😉

10. EN GÜZELLERİ YİNE EN SONDA!

  • Cafe Brasiliera en ünlü cafelerinden biri. Benim gibi konsept ve mekan avcısıysanız mutlaka uğrayın derim.
  • Bana Lizbon’un en havalı otelini söyle, akşam da odamdan çıkınca şehrin en havalı barına inmiş olayım derseniz, adresi veriyorum: the Ivens Hotel ve ROCCO Ristorante! (Kaç para olduğu beni hiç ilgilendirmez 🙂
  • Andy Warhol, Jackson Pollock, Roy Lichtenstein, Anish Kapoor, Richard Hamilton’ın modern sanat eserleri için Museu Coleçao Berardo. (Pazartesi günleri kapalı)
  • MANTEIGARIA SILVA isimli şarküteriye yolunuz düşerse mutlaka uğrayıp bir Port şarabı için. Ruby – koyu renk olan ; Tawny – açık parka renkli olan. Fortified wine da deniyor. (Güçlendirilmiş anlamına geliyor). Şarabın yapım aşamasında fermantasyonu durdurmak için biraz daha alkol ekleniyor, böylece hem alkol oranı daha yüksek hem de daha tatlı bir şarap elde ediliyor. Çakır keyiflik garanti yani!
  • RESTAURANTE PONTO FINAL belki çoktan duymuşsunuzdur! Lizbon’un bu ikonik iskele restoranında yemek için, rezervasyon şart!! Izgara sardalya yenmeli.
  • Chiado bir başka merkez…Her restorana bir kafamı sokup bakarım, sokak sokak yürürüm diyenler atlamasın. 
  • Lisbon Katedrali – Se. En büyük ve ihtişamlısı Santa Maria Marior de Lisboa imiş, biz unuttuk gitmeyi. Siz etmeyin 🙂
  • ELEBADOR de santa justa . Bu bir asansör. Binip en tepeye çıkabilirsiniz. 20:30 a kadar açık. Yokuşlardan keşkül gibi titreyen bacaklarınız bu teklife hayır diyemez 🙂
  • Castelo de Sao Jorge – Meşhur kale, vaktiniz kalırsa.
  • Son olarak benim vaktimin yetmediği ama notlarımın arasında olan, Rua Garett ara sokaklarına dalmak..
  • Bu sefer Sintra’ya da gidemedim ama bir sonraki sefere OXALA!
    Oxala, inşallah demekmiş. Yeni öğrendim hemen cümle içinde kullanayım dedim 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir