Roma’ya ilk geldiğimde 2010 senesiydi, 20 yaşlarımın başındaydım, öğrenciydim, dil okulu için Avrupa’daydım. Gizli gizli biriktirdiğim özel ders paralarıyla kurstan her fırsatta kaçıp, olabildiğince gezmeye kararlıydım.
İlk tercihim Roma olmuştu. Tam 4 gün boyunca şehrin altını üstüne getirirken öyle çok şaşıracak ve öyle kararlar alacaktım ki…Bu kararların beni bambaşka bir insan yapacağından ve 13 sene sonra Avrupa’da yaşayan bir gezgin olarak bu şehre geri döndürüp teşekkür ettireceğinden habersizdim.
Temmuz, 2023
ROMA'YA AYAK BASTIĞINIZ ANDA, ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK
Bazen sorarlar; daha çok okumak mı yoksa daha çok gezmek mi daha öğreticidir diye. İşte bu soruya vereceğiniz cevap bana kalırsa Roma seyahati ile değişecek!
Elbette okumak (veya şimdilerde izlemek) öğrenmelerin en pratiği, en olmazsa olmazı fakat okurken yalnızca hayal gücümüz oranında imgelediğimiz nice hakikat; Roma seyahatinde can bulup bütün var oluşuyla hücrelerimize işleyince…seyahat etmek sizin için bir tutkuya dönüşebilir.
En azından bana öyle oldu!
Vatikan’ı gördükten, Collosseo içinde yürüdükten; sıradan bir sokak arasına inşa edilmiş Trevi aşıklar çeşmesine tanık olduktan, Roma meydanlarında ve ara sokaklarında yürürken şans eseri Pantheon ile göz göze geldikten sonra..hayal gücüm ve tasvir kuvvetim bambaşka bir tanışıklığa gözlerini açmıştı.
Böyle bir şehir ve böyle eserler yaratmak asırlar öncesinden dahi mümkündü ve bugüne kadar onu canı pahasına korumak bir ulus için böylesine öncelikli olabiliyordu…Bir şehrin bütün sokakları ‘hayret’ ile bitebiliyor; inançları insanları sanatın en yüksek noktasına taşıyabiliyordu…
Bu şehirde gördüklerimden sonra, hayatımın geri kalanını gezmeye adayacağımdan habersizdim.
‘Gezmek’ öğretmenin bir katman ilerisinde; vizyonunuzu baş ve işaret parmaklarıyla tutup bir güzel esneten ve işini hayal gücünüze bırakmadan bizzat kendi elleriyle halleden muhteşem bir istila idi.
Yazıma geçmeden önce:
22 yaşında varlığımın temel besini olarak ‘gezmeyi” hayatımın daimi odak noktasına koymama ve karşılaştığımız ilk andan itibaren daha yüksek hayaller kurmama vesile olan, ‘Avrupa’daki bütün hayretlerin evrensel kümesi’ olarak tanımladığım ROMA şehrine tarih boyunca katkısı bulunan her bir sanatçıya, savaşçıya, tanrılara ve insanlara ve bütün kutsal ruhlara bir kere de buradan sonsuz teşekkürü bir borç bilirim. 🙂
Hayatta gezmek için tek bir yer seçmeniz
gerekse, orası hiç düşünmeden ROMA olsun!
roma 101
Roma’ya ilk kez geliyor veya kısıtlı bir süre için geliyorsanız mutlaka tik atmanız gereken ilk listeyi aşağıya bırakıyorum. Yapıları duyduğunuza ve bildiğinize eminim, fakat altlarına muhtemelen duymadığınız ve benim de öğrenince şaşırdığım çok keyifli hap bilgiler ekledim.
ROMA 102 listesinde ise biraz daha serserilik yapacak, arka sokaklara ve akşam gezmelerine gireceğiz. Roma’yı yiyelim rehberinde ise sokak lezzetlerine gireceğiz.
VATİKAN
Roma şehrinin göbeğinde, Hristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan ayrı bir bağımsız devlettesiniz. Allahtan vize gerekmiyor 🙂
Papaların da daimi ikametgahı olan Vatikan, 1929’da Papalık ile İtalya Cumhuriyeti arasında gerçekleştirilen anlaşma ile bağımsız bir devlete dönüşmüş. Anlaşma ile devletin dininin Katoliklik olduğu ve Roma’nın kutsal bir şehir olduğu ilan edilmiş.
İçinde çoğunlukla kilise görevlileri ve askerlerden oluşan 1000 kişi yaşıyormuş.
Roma geziniz süresince Vatikan için mümkünse 1, minimum yarım gün ayırmanızı tavsiye ederim. Çünkü Vatikan’ı çevreleyen Pietro meydanında görmeye başladığınız ihtişamın yüzlerce katını içindeki San Pietro Bazilikası’na girdiğinizde ve dahasını müzelerine ve Sistine Chapel’ine girdiğinizde hissedeceksiniz.
Her biri bir kilise büyüklüğünde sayısız modülden oluşan San Pietro bazilikası, zaten dünyanı en büyük kilisesi. Roma’nın her sokağında nefesinizi kesecek güzellikte bir kilise ile karşılaşacağınız doğru fakat burası için rahatlıkla, ‘bütün kiliselerin evrensel hayret kümesi’ diyebilirim. Burada bir rehber notu 🙂 Eğer ilk günden bu kiliseyi görürseniz muhtemelen sokaklardaki diğer küçük kiliseleri beyniniz arka planda bırakacak, fakat gerçekten hepsi kendi içinde çok özel ve çok güzel! O yüzden küçükten büyüğe doğru gezin ki, hepsine hak ettiği zevki verin.
Çok güzel bir haber: San Pietro Bazilikası’na giriş ücretsiz! Sabah erkenden gidin çünkü güvenlik taramasından dolayı kuyruk her geçen saat artıyor. Bir tek çarşamba günü bazilikada vaaz olduğundan, öğlene kadar kapalı oluyormuş.
Bazilika’da Papa’nın vaazına denk gelmek isterseniz pazar günü de gidebilirsiniz. Fakat sonrasında Vatikan Müzesi ve Şapel’i de gezecekseniz oralar pazar günleri kapalı.
İkisi aynı yerleşkede ama farklı yerler kafanız karışmasın. Müze, Sistina Şapeli ve Vatikan Bahçeleri’ne giriş Bazilikadan ayrı ve ücretli. Bu kısım yalnızca her ayın son pazar günü 09.00-14.00 saatleri arasında ücretsiz olarak herkese açık. Onun dışında mutlaka ama mutlaka önceden bilet almanız lazım.
Şuraya bir link ekleyeyim: https://www.getyourguide.com/s?partner_id=MN5SHBO&utm_medium=online_publisher&q=Rome&et=62214&lc=33
Not: Bazilika için omuz ve dizlerinizin örtülü olması gerekiyor. Biz tabii ki bundan habersiz (hem de ikinci sefer geliyor olmama rağmen unutmuşum) yaz sıcağında kısa şort ve askılı bluzla girmeye çalıştık. Neyse ki bizi geri çevirmiyor, girişte lacivert bir muşamba veriyorlar örtünmemiz için. 🙂
Vatikan için PRO tavsiye:
- Hem Vatikan hem Kolezyum için biraz fark ödeyerek sıra beklemeden geçiş yapılacak ‘fast track’ geçiş biletlerinden alıp saatler kazanabilirsiniz.
- Vatikan için daha özel bir tavsiye: Eğer kahvaltılı tur ayarlarsanız, müzelere ve Sistine Chapel’e erken giriş imkanı da sağlayabiliyorsunuz. (Aynı şekilde gece turları da bulabilirsiniz) Link de bırakayım tam olsun:
Beni Paris’teki ‘Louvre’ müzesi kadar etkileyen, 54 ayrı galeriye ev sahipliği yapan Vatikan Müzesi’ne ve hayatınız boyunca her yerde karşınıza çıkacak olan ‘Tanrı’nın Adem’e dokunarak can verdiği sahneyi’ de fresklerinde barındıran Sistina Şapeli’ne bence az bir kere girmelisiniz.
Biletinizi çok önceden ayarlamanızı tekrar takrar tavsiye ederim, keza anlık bilet bulmanız neredeyse imkansız. Sistine Şapel’i günde 25.000 ziyaretçi ağırlıyormuş.
Şapel’in bana göre en ilginç unsurlarından biri; kuşkusuz Michelangelo’nun Tanrı’yı ak sakallı bir insan figürü ile tasvir etmesi.
Yaklaşık 300 figürü, iskelenin üzerine yatarak 4 senede tek başına çizen ve tamamlayan Michelangelo, kendini aslen heykeltraş olarak tanımladığı için bu görevi aslında hiç istememiş. Papa onu bir şekilde ikna etmiş.
Not: Girişinde omuzlarımızı ve dizlerimizi kapattığımız bu yerin duvarlarında ve tavalarında insan anatomisinin bütün çıplaklığıyla resmedilmesini bir ironi olarak gördüğüm için araştırmıştım. Evet, Michelangelo’nun başyapıtındaki nüanslar farklı Papa’lık dönemlerinde hayli müstehcen sayılmış hatta eserler incir yaprakları, bol dökümlü giysiler, bitkiler ve hayvanlar ile boyanmış! Sonra geri restore edilmiş sanırım bir sürü olaylar olmuş. Yani ilk insanın donla yaratılmaması üzerine Michelangelo ile bile biraz PapaZ olunmuş 🙂
Vatikan ile ilgili hayatım boyunca unutmayacağım şahsi anım:
2010 senesinde, şehre 2 kız öğrenci olarak ilk kez yurtdışına çıkan çekingen ruhlar olarak geldiğimizde 4 yıldızlı gördüğümüz için hemen aldığımız otel odamız, yanlışlıkla Vatikan’da çıkmıştı. Yani şehrin Vatikan surlarına bakan tarafında.
Odaya varana kadarki sokaklardan başlayan o mistik, surlarla çevrili ve karanlık hava beni çok panikletmiş, üstüne penceresi duvara bakan odamız bana -2 katta bir yeraltı mahzeni gibi hissettirmişti. Eski çağdaki bir filme hapsolmuşçasına panik ataklar geçince, resepsiyona yalvarıp üst katta bir odaya geçmiştik. 🙂
Şans bu ya, 2023 senesinde tuttuğumuz AirBnB evin yeri yine Vatikan’da denk geldi. 🙂
Başta değiştirmeyi düşündüm ama sonra bunun kaderin bir cilvesi olduğunu fark edip devam ettim.
İnsan 13 yılda ne çok değişirmiş…onu bir görmek istedim.
Korkudan tir tir titreyen kaygılı halim yerini sokak sokak gezen hatta rehberlik eden cesur bir kadına bırakmıştı. Ayrıca her pervazı haçlara ve mahzenlere benzetir, uyuyamazken aslında Vatikan yakınında kalınca her sabah Castle Sant’Angelo köprüsünden geçerek merkeze yürümenin ne kadar keyifli bir ayrıcalık olduğunu da fark edecektim.
COLOSSEO
Kuşkusuz Roma deyince akla gelen ilk kelime Dünyanın 7 harikasından biri olan, Colosseo, Colosseum, Kolezyum.
En baştan söyleyeyim: Kolezyum’u (ve daha pek çok müzeyi) gezmek her ayın ilk pazar günü ücretsiz! Yine kuyrukta bekleyip giriş için bilet almanız gerekiyor Fakat bu biletle Kolezyum’a ek olarak mutlaka görülecek listesinde olan Roma Forumu ve Palatine Tepesi’ni de geziyorsunuz.
Rehberli ve girişte bekletmeyen bilet süper. Bilet işini son ana bırakmayın!
Roma’ya ilk geldiğimde, kendimi tamamen kaybetmiş halde yürürken nereye bakacağımı en çok şaşırdığım yer ‘Roma Forumu’ olmuştu.
Buranın hiç normal bir şehir olmadığını, eşsiz benzersiz ve hatta akıl karı olmayan bir şehir olduğunu, şehrin tam göbeğinin antik bir şehirden ibaret olduğunu görünce hemen anlıyorsunuz.
Evet, Venezia meydanından biraz ilerleyince sizi hemen karşılan sağlı sollu yol boyunca, Antik Roma İmparatorluğu’nun kuruluşuna ve işleyişine göz atabileceğiniz Forum Roma, en eskisi M.Ö 5. yüzyıla kadar uzanan tarihi kalıntılardan oluşuyor.
Yani yol boyunca yürürken eski çağda ticaret, alışveriş, pazar yeri, kerhane, dini ve resmi yapılar gibi birçok şeyi barındıran bir şehir merkezinin de içinden geçmiş oluyorsunuz.
Bu yolun sonu da, Kolezyum’a çıkıyor…
Sağlı sollu ne yapacağınızı bilemeden, binlerce yıllık tarihin içinden tam ortasından yürürken, soğuk bir duş gibi gelmişti, muhteşem Kolezyum’un ısırılmış duvarıyla ilk karşılaşmam..
Roma Forumu’nu biletinizle içeriden gezebileceğiniz gibi, caddede yürürken de zaten açık hava müzesi olan alanı antik bir şehir gezercesine yürümüş oluyorsunuz.
KOLEZYUM'UN ÖNÜNDE SIRITARAK POZ VERMEDEN ÖNCE BİLMENİZ GEREKENLER
- M.S 72 yılında yapımına başlanmış ve köleler tarafından yalnızca 8 senede inşa edilmiş (Trevi çeşmesi 30 seneden uzun sürmüş) bu yapının sadece açılış şenliklerinde 5 binden fazla can katledilmiş.
- Her ne kadar ‘eğlenmek ve coşmak’ amaçlı yapılmış görünse de; gladyatörler, köleler, hükümlüler, mahkumlar ve sayısız diğer eğlendiriciler olmak üzere YARIM MİLYON kadar kişinin öldüğü yerdesiniz.
- İlave olarak, eğlencelerde kullanılan; aslanlar, kaplanlar, kurtlar, ayılar, leoparlar, yaban domuzu, filler, sırtlan, bufalo, su aygırı, timsah ve zürafalar olmak üzere MİLYONLARCA hayvanın da ölümüne tanıklık diyorsunuz. Bazı oyunlarda tek bir günde on bin hayvanın öldüğü söylenir.
- Binlerce yıldır kanla boyanan yapı 3 büyük yangın, 4 deprem ve sayısız hırsızlık sonucu yıkılmamış ama biraz yıpranmış haliyle karşınızda ve her sene 4 milyondan fazla ziyaretçi aldığı söyleniyor.
- Buraya gelmeden önce (izlememiş olma ihtimaliniz yoktur) GLADYATÖR isimli filmi ve SPARTAKÜS isimli diziyi tekrar izlersiniz ve o dönemki oyunlarda ölen gladyatörlerin kanını şifa niyetine içen (sahiden) Roma halkını ve içinde bulunduğunuz yapının genel modunu hayalinizde daha net imgelersiniz.
NOT :
Elbette bütün bunlara rağmen önünde sırıtarak hatta öpüşerek poz vereceksiniz! Hele ki, çok sevdiğiniz birinin burayı görürken yaşadığı coşkuya tanıklık ediyorsanız poz verirken zıplayadabilirsiniz 🙂
Daha güzel bir açı için Kolezyum metro durağının çıkışındaki sokağı deneyiniz.
FONTANA Dİ TREVİ
Türkçesi üçyol çeşmesi (üç sokağın kesişiminde olduğu için) veya aşıklar çeşmesi. Muhtemelen biraz önce Pantheon’u gezmiş elinize bir dondurma almış kendinizi ara sokaklara bırakmışken BAM diye karşınıza çıkıp sizi adeta şoka sokan Roma’nın en büyük çeşmesi.
Gezdirdiğim kişilerin ‘aman çeşme işte’ diyerek beklentilerini Roma’nın her köşesinde gördüğü çeşmelerin az büyüğüne indirgeyip, sonrasında ‘ne çeşmesi bu bildiğin şelale!’ şokunu yaşamalarını büyük keyifle izledim. 🙂
trevi ritüeli
Roma’ya gelmeden önce izlemeniz gereken; Audrey Hepburn’ün meşhur ‘Roman Holiday’ filminde, ‘La Dolce Vita’ ve ‘Lizzie McGuire’ gibi birçok filmde sıkça gördüğünüz bu ‘dünyanın en güzel çeşmesinin’ bir ritüeli var:
Dileğinizi dileyip çeşmeye arkanız dönük olarak bozuk para fırlatıyorsunuz. Bu da ‘Three coins in the fountain’ filminden geliyormuş.
Rivayete göre bunu 1 kere yapanlar, Roma’ya mutlaka bir daha geliyor! Ki bu benim açımdan çok doğru çıktı!
Eğer iki para atarsanız (hiç esirgemeyin!) bir İtalyana aşık oluyor, üç para atarsanız evleniyormuşsunuz 🙂
Dileğiniz her ne ise, çeşmenin tam göbeğindeki ana figür olarak da çok net göreceğiniz yüce Poseidon (Roma mitolojisine göre Neptün) kabul etsin!
Böylece çeşmenin dibinden her gün yaklaşık 3.000 euro toplandığı söylenir ve bildiğim kadarıyla bir hayır kurumuna bağışlanıyor.
İlk geldiğimde burayı kalabalık olmayan bir saatinde bulup, hoş bir fotoğraf çekmek için gerçekten epeyce uğraşabilirdim.
(Sabah 5’te dolmaya başladığı söylenir) Fakat yapay zeka ve uygulamaların ‘iyileştir’ tuşları varken böyle beyhude bir uğraşa ne hacet!
Bir düşününce, yılda 1 buçuk milyon euro bozukluk atılan bir yerde, tekmiş gibi görünmeye çalışmak da..
Fakat şöyle bir tavsiyem olabilir, oraya tekrar gittiğimde gerçekten 13 sene önce ne dilemiş olduğumu hatırlamak istedim. İnsan unutuyor..Bunu bir kenara kendinize kalacak şekilde not edebilirsiniz.
Bu sefer annem babam ben, sırayla sesli olarak dileklerimizi dileyip 3 bozukluğu 3 kere aynı anda beraber fırlattık 🙂 Dilekleri hatırlamama gerek yok, bu anı bana yetecek…
PANTHEON
Kısa ve öz yazacağım. Burası bütün Tanrıların evi (12 Olympos tanrısına adanmış) ve bir anıt mezar (Raphael’in mezarı da burada).
Ayrıca Roma’nın hatta dünyanın en iyi korunmuş yapısı olarak biliniyor.
Milatta sonra 125 ‘te tamamlanmış..
Girişi ücretsiz ve önündeki kuyruk uzun olsa da çabuk erir. İçini hızlıca gezmek mümkün.
Gezerken en çok dikkat edeceğiniz yer, dünyanın en büyük desteksiz beton kubbesi ve ışık harikası açıklığı (Pantheon’un gözü) olmalı. O dönemde Ayasofya’ya kadar bu büyüklükte kapalı kubbe yapılamamış. Bu silindir küre yapının mimarisi o kadar ileriymiş ki, rönesans döneminin ve Floransa’daki birçok eserin bu yapıdan ilham aldığı söylenir. Gözden gelen ışık tam öğle vakti imparator geldiğinde giriş kapısını aydınlatır…Bütün tanrılara yakışır bir destansılık.
Kolezyum, Forum Roma, Vatikan, Trevi, Pantheon beşlisi bana göre şehirdeki en önemli yapılar.
* Kolezyum ve Forum Roma’yı görürken, Roma’nın en çok turist ağırlayan meydanı olan Piazza Venezia’dan geçtiğinize ve bembeyaz devasa elçilik binasını gördüğünüze emin olun. Sonrasında zaten Antik Roma yolunun büyüsüne kapılacak gözlerinize inanamayacaksınız.
* Güzergaha kolaylıkla eklenecek bir başka durak ise benim çok sevgili hatırım için Piazza Navona olsun. 22 yaşında bu meydandaki müzisyenlere, ressamlara ve aşıklara aşık olup, bu enerji karşısında her seferinde göz yaşları pıt olan Gizem’e bir selam çakın. Çok seviyorum.
* Sonasında ise listeye Piazza Popolo ve İspanyol Merdivenlerini eklemek geliyor.
Bu güzergah işini daha kolay hale getirmek için en iyisi 1 GÜNDE ROMA yazıma bir tıklayıverin.
Roma 101 çoğu kişi için bu şekilde tamamlanıyor olsa da, bana göre şehrin gece ve arka sokak kısmının keyfi bir başka!
Ben de ikinci gezimde Roma’nın bir derin katmanını görme şansı buldum. Sabah şehrin yerel pazarı, akşamları Trastevere’nin canlılığı, Kolezyum’a doyup Monti’nin Kolezyum ile biten sokaklarına dalmanın tadı çok farklı oldu.
Bunun için sizi ROMA 102 yazıma, BİZ AÇIZ ne yiyeceğiz diyorsanız ise sizi ROMA’NIN EN İYİ SOKAK LEZZETLERİ yazıma bekliyor olacağım.