Dilekleri gerçek kılan ada!
Benim için hele, hayatımdaki en ama en anlamlı rota 🙂
Neden diye sorarsanız..
Kendisi efsunlu bir rüya!
Ne dilediysem burada…gerçek etti ada.
Ne diledim?
AŞK tabii.
AŞK.
Hiç ikiletmedi.
Her seferinde kabul etti.
Önce yanlışını sonra doğrusunu buldurdu bana.

Birazdan anlatacağım hikaye Büyükada’nın her şeyini anlatan bir gezi rehberi sayılmaz ama benim için EN önemli ve EN vazgeçilmez detayları bulacaksınız.
Dahası, bu yazı bir dilek vaadi de sayılmaz, keza kimsenin hayalleriyle veya dualarıyla oynamak istemem, ama benim burada dilediğim dileğin nasıl bir mucizeyle gerçekleştiğinden bahsedeceğim.
Yazıyı bugün yayınlamam da bir tesadüf değil! 23 NİSAN Büyükada’nın sayısı.
Bizim için Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olmanın haricinde, bugün Hristiyan inancına göre AYA YORGİ günü olarak kutlanıyor. 23 Nisan, miladi olarak 6 Mayıs’ta kutlanan Hıdrellez’in Rumi takvimdeki karşılığı.
Baharın müjdecisi yani! Hıdrellez ile Aya yortusu aynı şey ve dahası; İspanya’da Sevgililer Günü de 23 Nisan’da kutlanıyormuş.
Bugün özel bir gün!
Normal şartlarda, her sene bugün, farklı kültürlerden onlarca yüzlerce kişi, kimisi çıplak ayakla kimisi elindeki renk renk iplerle, dileklerinin peşinde Büyükada’danın 204 metre yükseklikteki Yüce Tepe’sindeki Aya Yorgi kilisesine sessizce tırmanmaya niyet etmekte!

Aya Yorgi’nin kendisi küçük yolları yokuş olsa da, önemi çok büyük. Efes’teki Meryem Ana’nın evi ile birlikte Hristiyanlar tarafından Türkiye’deki iki hac noktasından biri kabul ediliyor. O sebeple her sene 23 Nisan ve 24 Eylül’de ada ziyaretçi akınına uğruyor.
Ada sakinlerinin normalde de izdihamdan epey şikayetçi olduğu bugün, kilise elbette pandemi sebebiyle kapalı. Ama söz konusu bu özel günde; hazır hepimizin güzelliğe, umuda, iyi niyetlere, keyifli anılara her zamankinden çok ihtiyacı varken..ben biraz özelimi açacağım size. Güzel bakan kalplerde çoğalsın, çok daha güzellerine vesile olsun diye, inşallah!
…
İşte başlıyorum…
İstanbul’daki sevgisizlikten, aç bitir ilişkilerden çok sıkıldığım bir dönemdi..ilk karşısına çıkışım Aya Yorgi’nin.
Ada’ya ilk ayak bastığımda buranın İstanbul’a yakın bir yer olduğunu bir türlü kabullenmedim.
Ege’ye, Rum mahallelerine, Avrupa’ya veya tarihi bir yolculuğa hatta bambaşka bir diyara ışınlanmış olmalıydım. Çünkü o çok yorulduğum keşmekeşten, itlikten, serserilikten hiçbir eser yoktu burada.
Yalnızca bir saatte o kadar uzaklaşmış olamazdık!
Naif, sıcacık, zerafet dolu, kibar, eski zamanların o göz kamaştırıcı o romantizminde, zamanın eskitemediği yalılarda, nar çiçeklerinde, mimozalarda, bisikletlerin çiçek dolu sepetlerinde…efsun her yerdeydi.
Dik yokuşunu merakla tırmanıp Aya Yorgi Kilisesi’ne vardığımda; ilk duam tahminimden çok daha kısa sürmüştü.
AŞK dedim.
Sevgili, Aya Yorgi.
AŞK.
Şu kalbimin pasını artık bir söküp at!
ÇARPSIN.
O şarkılardaki heyecanı anlayayım, hissedeyim, inanayım, diyeyim ki tamam varsın!
Ve de öyle oldu. Çok çok kısa bir süre içinde, kalbim bana kendini hatırlattı.
Çarptı.
Buyur canım dedi. Bana mı bakmıştınız?
Çok gülüyorum bu hikayeye 🙂 Çünkü nereden bilecektim eksik dua diye bir şey olduğunu! Kalp sağ olsun, heybeye çarptı çarpmasına ama…
Adresi tam belirtmemişiz, yanlış oldu!!
Ben aslında bunun Aya Yorgi’nin işi olduğunu da hiç düşünmemiştim. Sonradan anlayacaktım… Burada edilen her duanın bir karşılığı varmış.
Neyse, tesadüf o ki, kısa bir süre sonra adaya tekrar gitmem gerekti.
Bahsi geçen, BigChefs’te çalışmakta olduğum yıllar (2016).
Gamze Cizreli üst yönetimdeki küçük bir ekibi adaya 2 günlük bir motivasyon gezisine götürüyordu.
Yelken sürerek ekip çalışması içinde gidip; nefes terapisi ve grup terapisi ile devam eden nefis bir plan ile davetliydik adaya.
Bir gece kalıp, akşamında da sektörde oluşumuzun verdiği itibarla çok keyifli ağırlandığımız belki de kurumsal yıllarımın en güzel iki günüydü bu.
İşte o gezide tekrar karşılaşacaktık sevgili Aya Yorgi ile.
Hem de nicesi ile!
Meğer herkes buraya bilhassa bir ritüel olarak gelip büyük bir ciddiyetle dua edermiş!
İskeleden kiliseye doğru elinde ip makarası ile hiç konuşmadan, ipi koparmadan ve arkasına bakmadan çıplak ayakla yürüyenlerin dileğinin gerçek olduğuna inanılırmış…
Kimse bana neden söylememiş?
Bütün hikayesini de öğrendim işte bu gelişimde.
Bizim kurumsal eğitimler, nefesler bitip herkes akşamki Prinkipos Meyhanesi Fıstık Ahmet ziyafeti için hazır olduğunda; sahile doğru yürüyorduk Gamze hanımla. (İnstagramımda bahsediyorum ara ara birlikte çalışmaya başlama hikayemizden, Ankara’dan BigChefs’i İstanbul’a taşıyan ekip olarak ilişkimizin kıymetinden.. belki biliyorsunuz.)
Tam, sonradan Atatürk’ün de sık sık gelip kaldığını öğrendiğim, Splendid Otel’in önünden geçerken aşırı zarif bir nişan seremonisine şahit olduk otelin bahçesinde. Birbirinden şık insanlar, o müzik, gözümün önünde adeta bir Paris sahnesi…
Bana dönüp dedi ki; hissediyorum yakın zamanda senin hayatında bir şeyler olacak. Düğününü burada yapalım.
Şaşırdım! Kızardım! Olur! dedim.
Ama en çok da heyecanlandım. Çünkü ilk kez böyle bir şey söyledi ve bilirim ki o da çok efsunlu biri…
Neyse akşam eğlendik ettik ertesi sabahı ben zor ettim! Çünkü sabah erkenden kadınlar olarak Aya Yorgi’ye dua etmeye çıkacağız. Bir şeyler de hissediyoruz madem, e hadi!
Vız gelir azap yokuşu falan bana. Gerçek aşk için, yalın ayak bile çıkılır kanımca.
Yolda, evvelsi günkü kısa konuşamızı çok sevdiğim Tuğba’cığıma anlatırken; dün Gamze hanım bana böyle dedi dememle… beni otelin önünde durdurması bir oldu!
E hadi madem! Şu otele bir girip bakalım ben de görmedim odalarını hiç, dedi.
Gruptan 5 dakika izin alıp kaçtık içeri. Resepsiyondan izin istedik ve üst kattaki deniz manzaralı ilk müsait odanın içine girdik. Tam da merdivenin karşısı.
Otelin içini hiç anlatmıyorum, çünkü zaten bütün Yeşilçam filmlerine set olmuş Atatürk’ü ağırlamış nev-i şahsına münhasır muazzam bir otel. Salonlarına sadece bir bakınca bile o hissi anlayacaksınız.
Hemen odanın balkonuna çıktık.
Ben işte tam orada, kahve dünyasına bakan o daracık balkonda belki de hayatımın en etkili duasını etmişim!
Bu sefer tamdı! Uzun uzun ve gönülden. Kalp çarpsın değil; kalp onu bulsun!
Biraz özel olacak ama, en çok da şunu dediğimi hatırlıyorum: sadece sevilmek için değildi o dua. Sevmek içindi de.
Çok sevmeye ve koşulsuz sevmeye hazırdı kalp…Belki de önemli bu.
Ve dedim ki; İstanbul çakal çukal dolu sevgili ADA ben kimseye güvenemem. Sen en iyisi karşıma çıkanın o olduğunu anlamam için bana bir işaret ver; mesela, beni buraya getirsin.
Aşağıdan seslendiler, yola devam diye!
Oldu tamam. Gitmem lazım. Hadi kendine iyi bak…
İşte o balkonda böylece duamızı ettik ve Aya Yorgi’ye tırmanan arabamıza yetiştik.
…
Sonra mı?
Bir bilseniz neler oldu!
Birkaç ay sonra Can’la tanıştık. Başlarda ihtimal vermedim, hatta arkadaşlıktan öteye geçeceğimizi bile düşünmedim. Ama, ilişkimiz ağır adımlarla ilerledi. Haftalar aylar…derken.
Bir gün, Can bana TAM da o odada, vallahi evlenme teklif etti. 🙂
Al buyur!
BİLİYORDUR dediğinizi duyar gibiyim.
Yok. O duayı benden başkası bilemez, sadece ben ve dua mercii arasında dilsiz bir muhabbetti kendisi. Bilmesi imkansız.
Önce dedi ki adada gezelim.
Tabii. Ada gezisi her sevgilinin yaptığı en güzel şey.
Ama beni Splendid’e getirmesi, merdivenleri çıkartması ve o kadar odanın içinde direk O odaya doğru yürümesi….
Şok oldum. Şok. Odanın numarasına baktım. 27. Biz Can’la 27 Eylül’de tanışmıştık. Çok ileri gidiyorsun diyeceksiniz ama, o gün de ayın 27’siydi.
…
İşaretler…işaretler…
Sonradan dedi ki, senin adayı çok sevdiğini biliyordum, e oradaki en güzel yer de orası. Ama işte odanın nokta atışı olması.
Şimdi bunu yazarken sol elimdeki yüzüğümüze baktım. Üzerinde 27 yazan.

Ne garip değil mi? İşte böyle güzel bir oyun yaptı hayal ada bana.
Bu kadarı sizce şans olabilir mi?
Dua kapılarım mı açıktı?
Bir garip tesadüf müydü…
Yoksa orası gerçekten sihirli mi?
Kim ne derse desin ben sanırım sihirlere ve kalpten dualara inanmaya devam edeceğim.
İnanıyorum ki Büyük ada efsunludur..
Sihirlidir. Tılsımlıdır.
Çook ama çok özeldir!
Sevgi dolu temiz kalplerin duasını alır, gönlüne göre verir.
Bu vesileyle çok çok içten dilerim ki; aşka inanan o kalpler en güzeline ve gönüllerine layık olan en yüce sevgiye kavuşsun! Bu hikaye de açık kalple ve EKSİKSİZ (aman!) dua etmenin gücüne inanmak için minik bir vesile olsun inşallah 🙂 HADİ! ‘Ya Nasip’…
🙏
Şimdi gelelim adada benim için en özel olan mekanlara:
- SPLENDİD PALAS, mümkünse bir gece kalın. Kalmasanız bile mutlaka içini bir görün. Kahvaltı yapın. Önündeki Cafe Spitz’de bir kahve için. Bahçesinde, salonlarında bir yolunu bulup zaman geçirin. Hatta bence bir de içten dua edin 🙂


- Çankaya Oteli, birkaç kere kalıp çok memnun ayrıldığım bir adres. Diyelim ki son vapuru kaçırdınız, hiç düşünmeden arayın. Uygun ve keyifli bir konaklama için kesinlikle tavsiye ederim. Lokasyonu da çok iyi.
- Aya Yorgi…E, o kadar anlattım. Hiç üşenmeden tırmanın. Duanızı edin ve mümkünse gün batımını izlemeden dönmeyin. Özellikle de arka taraftaki (kiliseye sırtınızı verince solda kalır) kayalıkları keşfedip kral tahtlarında bir bira için. Tepedeki restoranda İstanbul’a karşı enfes manzarayı yiyin! 🙂


- Bisiklet! Bu romantik hikayede bisiklet yoktu ama adanın olayı kesinlikle bisiklettir. Bir gününüzü bu zevke ayırmadan dönmeyin.


- Eskiden, yani benim bu hikayelerimin geçtiği 2016, 2017 yıllarında adada faytonlar vardı evladım. Biz dedenizle en romantik günlerimizi o faytonlarda eski şarkıları dinleyerek geçirdik. Evet her yer b.k kokuyordu, atlara da yazıktı elbette, bir yandan da hiç içime sinmezdi. Yasaklandı yerini elektrikli otobüsçükler aldı ama ne yalan söyleyeyim…o fayton gezilerinin anısı da kalbimin en derinlerinde kaldı…


- Denize girmeli, tatilli bir ADA düşünüyorsanız (ki bence çok mümkün) o zaman da size şu oteli öneriyorum: Loc’ada.
- Zevk-i sefa edeceğim param da bol derseniz; sahilde bir tekneyle anlaşın, bir gününüzü civarda tekneden denize girerek, diğer adalara da göz süzerek geçirin…
- AHH UNUTMADAN! Prinkipos Meyhanesi. FISTIK AHMET! İş gezisinden sonra da biz kendisine defalarca gittik. Kalmalı gidiyorsanız burada canlı müzik eşliğinde eski Tarkan şarkılarıyla adanın tatlı ötesi sakinleriyle saatlerce dans edeceksiniz. Sonrasında ise zaten meydanın orada sabaha kadar açık minicik tek bir pub var, el yordamıyla şıp diye bulacaksınız adını ben de bilmiyorum 🙂


- Onun dışında turistik bir gezi olarak yalıları, yürüyüş yollarını, daha çok detayı öğrenmek istiyorum diyorsanız size şu linki bırakıyorum; çok güzel yazmışlar. Bakmanızı tavsiye ederim.
Şimdilik hoşçakalın. Sizi bu yazıdan aşkla, hayallerle, dualarla uğurluyorum.
