
Yine olan bize oldu.
Yani restorancılara. Tamam ben (henüz) restoran işletmiyorum, çok farkı sektörlerde ‘Marka’ çalışıyorum ama 8 senelik BigChefs geçmişim… ve sonrasında ajans olarak İstanbul’daki çoğu restoranla çalışmış biri olarak bu sektörü sahiplenmekten vazgeçemem. Bu sektör benim göz bebeğim…





Özellikle ikinci kapanma kararı; toplu taşımayla üst üste yolculuk edip AVM’ye gelmeye, alt kattaki kuaförde saçlarını yaptırdıktan sonra sağımızdaki solumuzdaki bütün dükkanlarda alışveriş yapıp, günü üst kattaki spor salonunda bitirmeye müsaade ederken, bu senaryoda sadece zavallı restoranların kepenk indirmek zorunda olması size de biraz ‘hoca sadece bize takmış’ gibi hissettirmedi mi?
‘E, paket serbest işte’ diye düşünüldüyse.. hatırlatmak isterim ki sektörün sadece %35’i paket servis altyapısına sahip. Neyse, İngiltere’de de; dışarıda yeme içme teşviğinden sonraya denk gelmesi sebebiyle; covid vaka rakamlarının artışı direkt olarak restoranlara bağlanmıştı.
Yanlış anlaşılmasın, tedbir alınmasına hiçbir şey söylemiyorum. Elbette bütün riskleri elimine edelim.
Fakat: Bir şüpheli vatandaş test için hastaneye geliyor, hastanede Covid + olduğunu öğreniyor ve o an COVID POZİTİF OLDUĞU biline biline, hastane ona araç sağlayamadığı için mecburen önce onlarca kişiyle üst üste metrobüse, sonra metroya, sonra otobüse ve işte neye bindiyse bütün gün virüs saça saça evine gidiyor ve bu hastalığı RESMEN yayıyorken… tedbiri bahçesinde masalarını 2 metre ayırmış, bütün tedbirleri almış, kuver sayısını yarıya indirmiş, saat başı hijyen kontrolü yapan zavallı restoranı kapatmakta bulmak da…ne bileyim.
Kurunun yanında yaşlar da yandı YİNE. Neyse, sonuca geçelim.
NE YAPACAĞIZ ?

Kimi işletmelerin bu ikinci kapanmaya dayanacak gücü yok biliyorum. Fakat, biz elbette en kötüsünü düşünmeyip yine bunu bir fırsata çevirmeye çalışalım.
BEN OLSAM NE YAPARDIM, diye düşünüp; yapılan iyi işleri de araştırıp çok samimi bir şekilde önerilerimi yazıyorum size.
1. Artık işletmeler değil, sadece markaların yoluna devam edeceği bir döneme giriyoruz.
Biliyor musunuz? Sadece restoranlar için konuşmuyorum; yarın bütün işletmeler bir parmak şıklatmayla yok olsa; içlerinden belki sadece 1 veya 2 tanesi için üzüldüğünüzü, diğerlerinin yokluğunu fark bile etmediğinizi göreceksiniz… İnanmıyorsanız bir düşünün…kimin için üzülürdünüz? Hangi işletmenin yokluğunu, üzülecek kadar hissederdiniz?
Bu sonsuz seçenek içinde, neden o değil diğer pizzayı yediğinizin, şu değil de bu hırkayı giydiğinizin cevabını aramak için hiç uğraştınız mı?
Tüketicinin kimseye ikinci bir şans vermeye gerek duymadığı, sonsuz seçenekli, sadakatsiz tüketim çağında, kalitesiz ve yetersiz işletmeler zaten doğal seleksiyonla eleniyorken; herkes gibi olanlar, emtiya olanlar, sadece işletme olanlar, sadece ürüne odaklı olanlar, tüketicisiyle bağ kuramayan ve ortaya bir varlık sebebi koyamayanlar da…er ya da geç bunu yapanların gölgesinde kalacak.
Ne mi demek istiyorum?
Eğer varlık sebebiniz sadece ürünlerse, ürünün kalitesine, lezzetine, görüntüsüne, fiyatına odaklı bir satış stratejiniz varsa. Üzgünüm, ama bu bir strateji değil. Bu bir mecburiyet, diyorum.
Bunu HERKES yapıyor. Yapmak zorunda. Hatta o, sizden daha ucuza satıyor ve bu sizden daha lezzetli… Bu savaşta ürünün ötesine geçmezseniz, bir varlık sebebi belirlemezseniz, merkeze bir fikir koyup hayatınızı o fikri savunmaya adamazsanız yani kısaca (MARKA) olmazsanız önümüzdeki 5 sene içinde eriyip gitme ihtimaliniz çok yüksek.
Ve inanın bana, yeryüzünde oturup bunu düşünmek için HİÇ bu kadar iyi bir fırsat olmamıştı. Lütfen oturup sorun kendinize:
Ne sattığınızı değil,
Nasıl sattığınızı da değil,
NEDEN sattığınızı..
2. ONLINE değilseniz, OF oldunuz. Yani geçmiş olsun, artık kalbiniz atmıyor.
Fakat iş sadece online olmakla da bitmiyor tabi. Yazının konusu gereği restoranlar özelinden gidelim. Bakın size aşağıda restoranlar içinde belirlediğim, EN İYİ instagram hesabını göstereyim.

Kimin hesabı bu? dediğinizi duyar gibiyim. Sizce? Bir yerden tanıdık geliyor değil mi?
EVET, bir çok yerden tanıdık. Çünkü bu 9 fotoğrafın hepsi farklı bir restorana ait. Ve buradan bir fotoğrafı alıp diğerine koysam KİMSE FARK EDEMEZ…İşte tam olarak bundan bahsediyorum. Sadece iyi ürün de…artık ayrışmak için artık yeterli değil.
İnstagram ilk çıktığında, bu fotoğrafları çekmek ve temiz, stil sahibi bir hesap yaratmak fark yaratmak için yeterliydi. Ama şimdi… Bu 9 restoranın hepsi için çalışan ekipler tam olarak aynı şeyi yapıyor. Bu fotoğrafların hepsinin altına:
Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı, Onun yanına da bu çok iyi gider, Bu ikiliye hayır diyemeyenlerden misiniz?, Bu benzersiz lezzete bayılacaksınız, Güne zinde başla, Cumanın gelişini burgerle kutla…vb. vb. cümleler yazıyor.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Yarın bu hesap sahiplerinin 8 tanesi kapansa…İnstagram akışınızda sadece 9.’nun varlığını görmek size yetecek, belki de kapananları fark bile etmeyeceksiniz, demek. Çünkü zihninizde hepsi aynı. Hiçbiri sizinle ürünün ötesinde bir bağ kuramadı. Hiçbiri sizde hatırlayacağınız bir duygu uyandırmadı…
Sadece ONLINE olmakla kalmayın, gerçekten bağ kuracak, farklı içerikler üretin. Sosyal medya ürününüzün satış yeri değil, ANLATIŞ yeri. (Don’t sell, just tell) Anlatacağınız şey, ürünün ötesine geçemezse yani başta anlattığım fikri bulmazsanız…işte böyle aynı şeyleri paylaşıp gerçek bir değer yaratmaktan uzaklaşırsınız.
Haklısınız. Bu düşünüldüğü kadar kolay bir şey değil. Marka olmaya GERÇEKTEN kafa yormak lazım.
Buna gerçekten zaman ve kaynak ayırmalısınız. Yaratıcı ve hızlı olmalısınız. Yine genç, dinamik fakat ‘içerikte değer yaratmayı’ bilen pazarlama ve marka uzmanı bir ekip kurmalısınız. Bence yeni bir şube açmayı düşünmek yerine, hızla BUNA kaynak yaratın. Neden biliyor musunuz? Bakın fiziki olarak OFF duruma geçsek de, hepimiz hep online’ız. Asla kapanmayacak olan ve sizi 10 sene sonraki tüketiciye hazırlayacak olan tek şubeniz, online iletişim kanallarınız olacak.
3. Paket Deneyiminizi Arttırın!

Nasıl ki dükkanınızdaki masalara, tabaklara, dekora, ambiansa her şeye çok özendiniz. Paket servisiniz de tam olarak bu özenli deneyimi yaşatmalı.
Sadece Covid özelinde değil, artık hepimizin tüketim deneyimi ve alışanlıkları değişti. Bu dönemde edindiğimiz alışkanlıkların çoğu da bence kalıcı olacak. Yani paket artık hep, daha fazla hayatımızda olacak. Dükkanın tekrar açılacağı günü beklemek yerine, artık restoranınızda yaşatmak için uğraştığınız deneyimi evlere taşımanın yollarını aramanız gerek.
Bakın yurtdışında veya burada sevdiğim, başarılı bulduğum restoranlar kapalı kaldıkları sürelerde neler yapıyorlar:
- Paket servislerinin ne kadar hijyenik koşullarda hazırlandığını göstermek için sosyal medya kanallarını kullanıyorlar. Backstage content, yani perde arkasını açmanın; tüketicide güven duygusu uyandırmanın tam zamanı.
- Samimi ve içtenler. Yardım ihtiyaçlarını da, mevcut durumlarını da samimiyetle paylaşıp tüketicileriyle ilişkilerini hep sıcak tutuyorlar.
- Evlere paket servisin haricinde, restoranlarındaki bazı spesiyal tarifleri hala yiyebilmeleri için ev kitleri hazırlıyor ve haftasonları ZOOM yaparak, birlikte yemek pişiriyorlar.
- Girişimcilerle, aşçılarla ve restoran sahibi olmak isteyen gençlerle sohbet ettikleri canlı yayınlar, tutorial’lar, bloglar düzenliyorlar. Bazen bu şekilde kendi marka hikayelerini de paylaşıyorlar.
- Paket servislerine toplu alım imkanı sağlayıp (5’li, 10’lu paketler) sadakat ve satış arttırmanın peşine düşüyorlar.
- Kimisi, paketine extra bir öğün veya tatlı ekleyip sevimli bir not ekleyerek deneyimde öne çıkıyor ve müşterisini memnun etmeye devam ediyor.
- Sadece paket servisinizi geliştirmek için veya sosyal medyada aktif olmak için değil, bu mola Google Business hesabı açıp bütün yorumları incelemek, tek tek yanıtlamak ve etkileşim kurmak için de harika bir fırsat.
- Trip advisor gibi tavsiye sitelerindeki varlığınıza da mutlaka bir göz atın. Sizin için ne demişler? Hepsini düzenleyip yanıtlayın. Unutmayın, siz kendi söyledikleriniz değil, tüketicilerinizin söylediklerisiniz! Online itibar takibi işinizin vazgeçemeyeceğiniz bir parçası.
- Ve son olarak, ne yaparsanız yapın çalışanlarınızı düşünmeyi ve mutlu etmeyi unutmayın. Siz kapıdan çıkar çıkmaz, sizi sadece onların temsil ettiğini unutmayın.
Samimiyet, doğallık, yaratıcılık, hız…İşte bunlar çağımız iletişiminin olmazsa olmazları.
Yani sonuç olarak,
Sevgilinizin sizi ömür boyu bırakmayacağına garanti verebilir misiniz?
Hayır. Sıkıcı ve monoton olursanız; bakımsız, lezzetsiz, demode, karamsar ve enerjisiz olursanız, çağırınca gitmezseniz, her şeye YOK derseniz…sizi ÇOK YAKINDA bırakacağının, hatta gözünün şimdiden kaymış bile olabileceğinin garantisini ben veririm. 🙂
İşte bu işi aynen böyle düşünüp, her sabah uyandığınızda sevgilinizi baştan çıkarır gibi; tüketicinizi de baştan çıkarmak zorundasınız. Hadi ENERJİ!
Buraya kadar okuyanlara BONUS!
Size enerji, ilham ve bolca iç görü verecek NETFLIX dizilerimi öneriyorum. Bence sektördeki herkes, mutlaka izlemeli.
- Restaurants on Edge: Bir şef, bir marka uzmanı ve bir dekoratör, Dünya’nın dört bir yanındaki başarısız restoranları ele alıp onları baştan yaratıyor.
- Million Pound Menu: Yeni nesil restoran işletmecileri çok kuvvetli bir yatırımcı juriyi konseptleriyle etkilemeye çalışıyor.
- Somebody Fed Phill: Hep aç ve yemeğe çok meraklı bir adam ülke ülke gezip yerel lezzetlerin peşine düşer.
- Tuz, Yağ, Asit, Isı: Bir yemeği batıran da, çıkaran bu bu dört element değil mi?
- Chef’s Table: Bu seriyi zaten biliyorsunuz ama, biraz gururlanmak için Türk şefimiz Musa Dağdeviren ve Çiya restoranı mutlaka izleyin.
Bu da günler böyle bolca düşünerek ve gelişerek geçecek.
Güzel günler geldiğinde ise, her zamankinden daha büyük masalarda, hasretle ve keyifle kadeh tokuşturacağız.
