Evet doğru! Bu rehberi tam 15 Alanyalı’dan görüş alarak yazdım. Tabii, kendimi de saydım 🙂 Ne de olsa gelin kontenjanından, artık gide gele şehre hakim sayılırım 😝
Bilmeyenler için Alanya, belki sadece yazın sıcağında kavrulmayı ifade ediyor olabilir.. Çünkü kabul ediyoruz ki Haziran ortasından yaz bitimine kadar bu şehir Türkiye’nin (ve bence dünyanın) en sıcak! yeridir 🙂
Ama bu yazının sonunda eminim bütün fikirleriniz değişecek! Siz yeter ki buraya bir sonraki gelişinizi yazın ortasına değil de biraz daha baharlara denk getirin 🙂 Sonra mı? Senelerdir her geldiğimde yaşadığım gibi, hayret ve hayranlık içinde kalacaksınız….

- Güney toprakları, ağaçlardan fışkıran turuncular, sarılar, kırmızılar içinde öyle bereketli ki.. Toprağı, ağacı, doğayı ve en önemlisi de GÜNEŞİ seviyorsanız buraya aşık olmak için başka bir sebebe ihtiyacınız yok. Binbir çeşit çiçekle karşılaşmaya, dallarından fışkıran kiraza veya şeker portakalına, limona, avokadoya, sokak aralarında her daim rastlaşacağınız muza, nar çiçeklerine ve hiç duymadığınız tropik meyveler görmeye hazır olun…! Alanya toprakları içindeyseniz şayet, şehir yaşamının kaçırdığı en büyük keyiflerden birine, dalından kopartmanın paha biçilemez zevkine sahipsiniz!
Şu alttaki linke tıklayıp benim nasıl keyifle meyvelerimi topladığımı da izleyebilirsiniz.:)
Az vaktiniz varsa size en net planım şu:
İlk olarak, kraliçe Kleopatra’ya hediye edilen ve rivayete göre kendisinin her gün banyo yaptığı altın kumlu, mavi bayraklı Kleopatra plajının kumuna bir ayağınızı değdirin, burada bir denize girin. Güneşlenirken etrafta yükselen Torosların, mağaraların, kale surlarının, (sevmeseniz de) uzaktan hoş görünen korsan gemilerinin tadını çıkarın. 💭
Sonra, Tophane mahallesine doğru serin bir yürüyüş yapıp Kızıl Kuleyi selamlayın, mümkünse kulenin içine girip Alanya manzarasını içinize çekin. Sur taşlarındaki tarihi hissedin. Yorulunca da, hazır buraya kadar gelmişken, ‘Harbour’da yani rıhtımda bir bira için. Ohh. Sonra uykunuz gelmiştir, biraz uyuyun. Nasıl plan? 🙂 Alanya yerlisi gibi bir gün geçirmek için, arada mutlaka küçük uyku molaları vermelisiniz!
Erken kalkmayı sevenler için tek günlük plana ÇOK FAVORİ bir sabah eklemesi:
Sabah erkenden kalkıp saat 07:00-07:30 gibi Tersanenin önündeki nefes kesici berraklıktaki kumsal henüz boş ve sakinken, kale surlarının kucakladığı Kızılkule’nin kolladığı koydan denize girmenin keyfine varıp, yine kalabalıklaşmadan erken bir saatte Tersane’nin içindeki yerel cafelerde bol pişili, gözlemeli, dolu dolu bir Türk kahvaltısı yapmak.
Kahvaltı için Tersane Cafe, Mehmet Bey önerimdir. Mutlaka rezervasyon yaptırıp, özellikle de hafta sonu gidiyorsanız kaosun içine düşmemek için saat 09:30’da kahvaltıyı bitiriyor olmayı planlayın derim.
- Biraz daha vaktiniz varsa, elbette o kaleye çıkacaksınız. Alanya deyince herkesin aklına düşen, geceleri ışıkları ışıl ışıl göğe yükselen, taa Selçuklu zamanı Alaaddin Keykubat’ın ele geçirdiği, şehri kanatları altına alan kaleden bahsediyorum. Hatta bu sebeple Atatürk Alanya adını verene kadar, şehrin ismi Alaiye imiş. İşte bu kaleye çıkıp şehre kuş bakışı bakmadan, surların etrafını turlamadan, iç kaleyi gezmeden Alanya’ya geldim diyemezsiniz. Gezin gezin, yorulunca da bütün şehir ayaklarınızın altındayken ‘Muhtar’ın yerinde’ veya oralarda bütün şehri tepeden gören her hangi bir yerde benim için bol köpüklü duble bir kahve için.

Akşama kadar gezdikten sonra gün bitti diye üzülmeyin. Çünkü en güzel kısım aslında gün batımıyla başlıyor! Dünyanın pek çok yerinde özellikle gün batımı kovayalan birisi olarak şunu açıkça söyleyebilirim ki, Alanya’da gün batımı kesinlikle benim için ilk sıralardadır!
Gün batımı için ise size önerebileceğim EN İYİ PLAN ise:
İç kaledeki ‘Gardenia’da içkinizi yudumlayarak güneşin Kleopatra’ya düşüşünü izlemek…Bu mekanın manzarasını tek geçiyorum. Biliyorsunuz ben, böyle tepelerden güneşi denizin içine batırmanın zevkine hiç doyamıyorum.


- Yukarıya nasıl çıkacağız derseniz, elbette akla ilk gelen yol araba ama; bence Damlataş sahilden teleferiğe binip çok nadir bulunacak bir başka tecrübe daha yaşayabilirsiniz. Sakın korkmayın, Kleopatra’nın üstünde yükselirken hissedeceğiniz şey korku değil, tek kelimeyle büyülenmek olacak.
- Sahil kenarında, Damlataş’ta keyifli bir yürüyüş yapıp sandalyeleri kuma koyarak güneşi batırmak da bir alternatif. Güzelce giyinip Löküs’te gün batımı rakısı içmek de bir başka alternatif. Size bir gün batımı avcısı olarak bir şey söyleyeyim mi, bu şehirde ne yaparsanız yapın o altın saatleri sakın kaçırmayın!
- Birkaç gün vaktiniz varsa, listenizi biraz daha zenginleştiriyorum: Dim ve Damlataş mağaralarını gezip tabiatın mucizelerine şahit olabilirsiniz. Hatta dozajı arttırıp, şehrin biraz dışında ‘Delikli deniz’ ve ‘Sapadere kanyon’a giderek bölgede yaşayan bir çok kişinin bile görmediği güzelliklere şahit olabilirisiniz.

- Özellikle sıcak havalarda geldiyseniz (biliyorsunuz buranın sıcağı pek çekilmez) yerli halkın geleneğine uyup soluğu yaylalarda alabilirsiniz! Şehrin yerlileri, aşırı sıcak geçen yaz aylarında en az 10 derece daha serin olan Gedevet yaylasına çıkarak, hem havanın, hem Torosların, hem de tabiatın keyfini çıkarıyor! Dönüş yolunda da Park Orman’a uğrayıp Alanya usulü köy tavuğu yemeden dönmeyin. Bir de, ben küçükken hava sıcak olduğunda Dim çayına kaçardık. Tepelerden şap şap soğuk suya atlardık! Uzun süredir gitmedim, nasıldır bilmiyorum ama serin olacağından eminim.
Videolar ve günlük taze içerikler @foodmoodtravel_ instagram adresim. Hikayelerde sabitli Alanya klasöründe çok daha fazlasını bulacaksınız.

- Yemek kültürü de toprağı gibi zengin Alanyanın. Kendilerine has onlarca tarifleri, değişik sebzeleri, hiç duymadığınız yemek isimleri şehrin her köşesinden kulağınıza çarpacak. Bunlardan ilki, benim de çok sevdiğim Gülüklü çorbası! Bu çorbanın içinde olanları değil, olmayanları saymam daha kolay belki 🙂 Küçük köfte topları, tavuk, nohut, hatta bazen işkembe de…Ve gerçekten o kadar lezzetli ki, ben burada geçirdiğim her gün bu çorbadan içiyorum diyebilirim! Ha tabi bir de şu ses kulağınızda yankılanacak: S pastaaa.. Se pastaa, SEe A 🙂
ALANYA YEME İÇME REHBERİ
- Pandemi vakti gidin dışarıda yemek yiyin diye değil, rehberimde – bu tatsız günler geçtiğinde de – mutlaka durması gerektiği için şehirde yaşayanlardan, yeme içme tavsiyelerini sizin için toparladım:
- Çamlıca’da mutlaka dondurma yiyin! Hatta siparişinize kadar veriyorum: limonlu, fıstıklı, bal bademli ve damla çikolatalı 🙂
- Arap Mehmet’in köfte piyazları çok övülür. Tahinli piyazın buralarda meşhur olduğunu duymuşsunuzdur. Onları yiyin ama bence kesinlikle burada bir de paça çorbası için. Hastayken gözümü açmışlığı, bir saniyede beni iyi etmişliği vardır!
- Manzaralı bir kahvaltı için ise seçenekler çok! Zeytindalı ve Yamaç Cafe sevdiğimiz alternatifler. Fakat üşenmem arabayla 10 dakika daha yol giderim diyorsanız, Kurşunlu ve Konaktepe Cafe’nin bütün Alanya’ya tepeden bakan manzaraları nefes kesicidir. (Konaktepe’nin yerel kahvaltısını ben bir tık daha fazla seviyorum açıkçası ama manzarayı ancak balkonda yer ayırtırsanız görebilirsiniz, mutlaka rezervasyon yapın) Zencefil Cafe’yi de atlamayalım, orası da bir alternatif.
- Cafe Keyif’de meşhur Gülüklü çorbasından içebilirsiniz.
- Kahvaltı için yazdığım Zencefil’de yerel Alanya yemeklerini de bulabilirsiniz.


- Akşam rakısı için ise, Güverte’nin meze seçeneği pek bol. Ama ‘Löküs’ de gün batımı rakısı da listemizin tepesinde.
- Tatlı severler için en büyük tavsiyem, benim tadını hala unutamadığım, Köroğlu Kadayıf’tan yediğim fıstıklı kadayıf olur.
- Gece hayatını sorarsanız da, yazları elbette oldukça hareketli. (Pandemiden bağımsız konuşuyorum) Fakat kaliteli mekan bulmak da bir o kadar zor. O yüzden sabaha kadar eğleneyim diyorsanız siz hiç üşenmeyin, yanınıza içmeyecek birini alıp Summer Garden’a gidin derim. Şehrin içinde hem yemek hem müzik olsun derseniz, Greenbeach sahilde çok keyifli bir alternatif. Lui ve En vie Beach de havalı buluşmalar için listenizde olsun.



- Buraya kadar okuyanlara yine bonus bir son 🙂 Yeni gelin olarak beni güldüren, söyleyemediğim için de etrafımı çok güldüren yemek isimlerinden bahsedeyim size! Mesela, Börülceye ‘Hülübülü’ diyorlar. 😁 Yani ben öyle diyorum, doğrusu ‘ülübü’. Sonra, cibirdik diye bir tatlıları var susamlı, işte onun da doğrusu ‘çiğirdik’. Parça parça yufkalarla yaptıkları benim tabirimle ‘oow nice’ doğrusu ‘oğmaç’ olan nadide eseri de atlamayayım. Murt, göleviz, dikenli kabak… ve daha nice! Buraya her gelişimde hiç yemediğim hatta duymadığım yeni bir lezzetle karşılaşıyorum diyebilirim. O yüzden siz en iyisi, semt pazarlarını da mutlaka bir gezin!
Kapanış olarak, rehberde emeği geçen herkese çoook teşekkür ederim🙏🌸




