TRAVEL

Yunanistanın 1001 Çiçek Masalı PAROS!!

2019 yazında, bizi bu çılgın Yunanistan turunu yapmaya iten gazların en büyüğünü storylerde izlediğimiz Paros görsellerinden almış olabiliriz.

Bir anda sanki herkes buradaymış da biz İstanbul’da mahsur kalmışız gibi strese girdik 🙂
Yani rotadaki Paros ziyaretimizi bir nevi sosyal medyadaki bu patlamasına borçluyuz.

Okumaya ilk bu yazıdan başladıysanız küçük bir hatırlatma: 10 günde 5 Yunan adası gezdiğimiz turumuzun 4. durağı burası. Kos’tan başlayıp Santorini‘ye sonra İos’a, sonra da Paros’a geldik ve buradan da Mykonos’a geçeceğiz. Turu nasıl planladığımızı okumak için buraya, diğer adaları okumak için de tek tek üzerlerine basabilirsiniz.

İos’da dopdolu geçen 3 günden sonra, artık bavulu hiç dağıtmadan her istediğimizi kullanmakta uzmanlaştığımız için toparlanmamız neredeyse saniyeler sürdü:) Malum bu 4. bavul toplayışımız. Her zamanki gibi, 40 dk. önce feribot iskelesine gittik, yine nefis bir feribot yolculuğu yaptık ve bilin bakalım neyin içine düştük:

1001 ÇİÇEK MASALININ!

Paros ile ilgili son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim: Güzellikten gözlerimiz uyuştu!
Yeter be kardeşim 🙂 Her köşe mi instagramlık, her ağaç mı çiçek fışkırtmış, kedilerin bile kendi rengindeki zeminlerde uyuduğu bir tiyatro seti burası. Hangi renk giyinirseniz giyinin, sokakta kıyafetinizle uyumlu çiçek bulacağınızın garantisini veriyorum! 🙂

Kaldığımız otel: Villa Katherina

İncelemek için lütfen üzerine tıklayın.
Fiyat performansı gayet iyi. Parikia’da. 2019 Ağustos ayında 2 gece konaklama için toplam 206 euro ödedik.
Beklentiniz çok büyük olmasın, ama sezonda merkeze bu kadar yakın ve bu kadar şirin olan yerler hem çok çabuk tükeniyor hem de çok pahalı. Benim de kalacak yer beğenmem pek kolay olmadığı için yine fiyat performansı en iyi olanları iyice araştırıp neredeyse 6 ay önceden diğer bütün oteller gibi bunu da ayarladık. Açıkçası yine pozitif ayrımcılığım tuttu ve işletmecisi kadın olduğu için bu oteli seçtim. Küçük balkonundan kafamı çıkardığımda yan yana nar, limon, portakal, zeytin ağaçları selam veriyordu. Canım kadınların parmağı işte bu! Parikia merkeze 5 dakikada yürüyorduk.
Daha ne olsun.
Biz gayet memnun kaldık.

Peki adaya varır varmaz yine ne yaptık??
Her zamanki gibi tabii, ilk iş GYROS gömdük🙌 🙂

THIS IS GYROS!


Ama çok net bir şey söyleyeyim mi, önceki Yunanistan yazılarımdan şahitsiniz günde en az 2 gyros yiyen biz, EN EN EN GÜZEL gyrosumuzu işte tam burada yedik! (Bu arada bilmeyenler için Gyros, Yunan’ların tırnak pide içine kendi yoğurtlarıyla, soğan ve domatesle sardıkları tavuk dönerleri.) Şimdi yazarken bile canım çekiyor. Her gün gelip ikişer ikişer yedik yani buradan o derece! Lokasyon şurası, feribottan iner inmez göreceksiniz muhtemelen.

Gyros yenildikten sonra otele bavulu bırakıp hemen çıktık. Şöyle bir adayı turlarken, etraftaki plajlara gidecek olan ufak teknelerin kalktığı yere gittik hevesle saatleri öğrenmek için, ama bilin bakalım ne oldu! Rüzgardan hiçbir teknenin kalkmayacağını öğrendik.
Ve şansımıza ertesi gün de tekneler kalkmadı. 🙁
Yani listeye yazdığımız bir sürü plajın hiçbirine gidemedik. Buraya yazayım bari siz gidin, bize de tekrar gelmek için bir bahane olsun bu.

  • Faragas Beach,
  • Kolymbithres,
  • Little Santa Maria Beach,
  • Palm Beach,
  • Monastiri Beach,
  • New Golden Beach,
  • Marcello Beach…

Bu liste olduğu gibi başka bir zamana kaldı..

Aklınızda olsun Ağustos ayı çok rüzgârlı olduğundan hep böyle olurmuş Paros, tekneler iptal olabilirmiş. Planımızda olan günübirlik Antiparos adası teknesi de kalkmadı. 5 dakikada buradan tekneyle geçer orayı gezeriz diyorduk, o da başka sefere kaldı.
Artık deniz hevesimizi bir sonraki durak olan Mykonos’dan alacağız! Hemen iyi tarafından bakalım: Cebimize kalan beach paralarıyla da çılgın Mykonos gecelerine daha iyi akarız 🙂

Dolayısıyla koy gezmeyeceğimiz için araba kiralama fikrimizden de vazgeçtik. Şimdi bu çiçekleri ve güzelliği sınırsız yürüyüşle gezmek farz oldu.

Belki de adanın her sokağından defalarca yürüyüp çifte turlar attık gezerek. Hiç de üzülmedim valla teknelerin iptal olması işine.
Renkler, estetik mükemmellik, o çiçekler, cafeler, dükkanlar her şey bir terazi burcuna değişik frekanslarda zevkler yalayabilecek mükemmellikte! 🙂

Görsel olarak en muntazam zevkteki ada bu olabilir bence. Sokaklar bizim evlerden temizdi yani o derece. 🙂
İnsan profili ise; beachler ve gece hayatı gençleri toparlasa da çocuklu aileler yoğunluktaydı bu adada diğerlerine göre.

Bütün gün sokak sokak yürüdükten sonra akşam yemeğini gördüğüm en büyük Begonvil’in altında yiyip gün batımı yorgunluğumuzu da deniz kenarında uzo içerek attık! oH.


Yemekte tercihimiz mousakka oldu! Yani bildiğimiz musakka. Siz mi büyüksünüz biz mi dedik ama laf aramızda kıyas bile edilmez annemizin musakkasıyla. Bu kremalı bi garip, pek sevmedik.
Ama içtiğimiz bütün ouzo’lar şahaneydi.
Şu aşağıda fotoğrafını koyduğum NEMOBAR, gerçekten favorilerimden oldu. Parikia sahilinde yürürken görmemeniz imkansız, lütfen benim için gün batarken sahil tarafında sakince bir tane, sonra da içeride bir tane ouzo için burada.

Bu arada ouzo hiç denememiş olanlar çekinmesin. Eğer rakı içtiyseniz ouzo ondan çok daha hafif, yumuşak içimli, tatlı çok minnoş bir rakı.

Burada biraz demlendikten sonra üstümüzü değiştirip bir de akşam ışıklarıyla süslenmiş haliyle gezdik bütün sokakları. Haliyle BÜTÜN DÜKKANLAR DA AÇILMIŞTI!
Amanın!

Bu adadaki dükkanlar var ya, gerçekten bir kadını borca batağa sefalete sürükler. Evinizi ocağınızı satıp alışveriş yapasınız gelir yani o derece! Euro 30 TL de olsa kendinizi tutamayacağınız anlar gelecek, iyice para biriktirip gelmek lazım söyleyeyim.

Butikler zaten bir harika ama şu hediyelik eşya dükkanı var ya, işte ben de ona bittim. Her önünden geçerken bir şey aldım en son Can buradan geçmeyi bana yasakladı :))
Lütfen instagramımdan videoları da izlemeyi unutmayın. Bütün detaylar hikayelerimde PAROS başlığında sabitli.

Sokaklarda ayaklarımız ağrıyana kadar yürürken yine acıktık. Bir meşhur hamburgerci vardı listemizde. NİCK.
Araya sora bulduk. Ne de olsa Can hamburger için ülkeler arası yol yapabilir.
Hem bu akşam hem yarın bu kapıda görecek olduğumuz şu yazıya bir bakın nolur.

Ben dükkanı 12’de açarım, belki 1..Akşam da 5 buçuk veya 6’da kapatırım, bazen 4’te kaparım…Bazen canım ister 11’de veya 12’de kaparım..Bazen dükkanı hiç açmam, bazen dükkandan hiç çıkmam… ne yapacağımı size soracak değilim dediği bir yazı asmış NİCK. 🙂
Bir türlü keyfi veya kahyasına denk gelemedik 🙂 Burada hamburger yemek de nasip olmadı ama Nick kesinlikle idolümüz. Canım Nick 🙂

İlk gün böylece geçti gitti işte…

Ertesi gün de uyanır uyanmaz açılışı nefis bir börekle yaptık.
Ah şu börekçiler. Yol kenarındaki fırınlar. Çay da veriyordı burada baba kız öyle tatlılar ki!


Şunu çok net söyleyeyim: Yunanistan da her fırında, her tezgahta her sabah karşınıza çıkan her böreği taze taze yiyin, kefilim!!!Beğenmezseniz bana getirin 🙂

Bizim kaldığımız merkez ve dün boyu gezdiğimiz yer Parikia idi. Bugün ise gezmeye diğer merkeze gideceğiz. Naroussa’ya.
Varmak otobüsle 15-20 dakika sürdü, çok uzak değil.

Buraya gelmeden adayı sakın terk etmeyin.
Özellikle limanda çok meşhur restoranlar var. Yeme içme ve gece hayatının merkezi burasıymış. Biz Parikia’yı da çok sevdik ama burayı görmeden gitmek asla asla olmazmış.
Mesela, Barbarossa Naousa’da kesin bir gece takılın. Şık bir restorana takılayım derseniz Stilvi de çok övülüyor.

Yedik içtik, Parikia köyümüze dönüp cilamızı da yaptık. Şimdi uyuyacağız çünkü heyecanlardan yerimizde duramıyoruz!!! Neden mi?
YARIN YOLCULUK MYKONOOOOOOOSSSSAA!!!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir