Filmi boşuna Eylül’de çekmemişler. (İzlemediyseniz gitmeden evvel keyifle izleyin Bozcaada’da çekilen, Farah Zeynep ve Engin Akyürek’in oynadığı, Bir Küçük Eylül Meselesi filmini.)
Ama size bir şey diyeyim mi, Eylülde değil bu meselenin hası Ekimde bence. Hatta Kasım’ın bile gideri var! 🙂
Hayatımda ilk defa Ekim’de gittim Bozcaada’ya. Ne güzelmiş sonbaharda buralar! Bilhassa 29 Ekim’den bir önceki hafta, en sakin halini görmeye gittik. Sonbaharın sarısını, göbekteki meşe ağacının hışırtısını, adanın telaşsız havasını, çavuş üzümünün dalını, bütün şarapların tadını, tatilcilerin el eteğini çekişini görmeye…


Hava akşamları serin olsa da şansımıza gündüzler mis gibiydi. Cumartesi sabaha karşı saat tam 05:00’da Tarabya’dan yola çıktık.
Planımız saat 11:00’deki Geyikli feribotunu yakalayıp öğlen check in saatine otele yetişmekti. İstanbul’dan giderken, yol 2 arabalı feribottan oluşuyor.
Yol planı


Önce İstanbul’dan Gelibolu (Eceabat) Kilitbahir feribot iskelesine gidiyoruz. Yol buraya kadar 4 saat sürüyor arabayla.
Arabalı feribot buradan yarım saatte bir kalkıyor. Hemen 15 dakikada da karşıya geçiyor. Ücret (aynı gün gidiş dönüş) araç için 51 TL. Fakat aynı gün dönmezsiniz yüksek ihtimalle, o yüzden dönerken tekrar ödeyeceksiniz.
Kilitbahirden feribotla karşıya Çanakkale’ye geçiyoruz. Sonra 45 dakika daha yol gidip Geyikli-Bozcaada feribot iskelesine ulaşıyoruz. Yani toplamda İstanbul’dan Geyikli feribotuna ulaşmak, 5 saat sürüyor diyebiliriz.
Saat tam 10:00’da Gelikli iskelesine varmıştık. Geyikli- Bozcaada feribotunun saatlerine mutlaka bakmak lazım. 3-4 saatte bir oluyor ve saatler değişiyor dönemlere göre. Gideceğiniz tarihe göre buradan bakabilirisiniz: https://www.gdu.com.tr/
Gidiş dönüş 118,5 TL. Bu feribotla Bozcaada’ya varmak da yarım saat sürüyor. Etti mi toplam 5,5 saat. (Bu arada bahsi geçen GEYİKLİ, Ata Demirer’in Eyvah Eyvah filminin çekildiği köyün ta kendisi. 🙂
Sonuç olarak, biz planladığımız gibi saat tam 11:40’da biz çınar ağacı kahvesinin altında Türk kahvemizi yudumladık.

Otel
Otelimiz Bi Salkım Bozcaada idi. Buraya gelmeden önce elbette Bahar Akıncı, @patiskabozcaada, Saffet Emre, Gamze Cizreli… kim buralarla ilgili yazmışsa baktık.
Gereksiz pahalı otelleri hemen eledik… Otantik, konforlu, bakımlı, temiz, ben çok sevdiğim için manzaralı cumbası olan ve Can çok sevdiği için bol çeşitli lezzetli kahvaltısı olan bir rum evinde, her zamanki gibi fiyat performansı en iyi şekilde yakalamaya gayret ettik. Ve de öyle oldu. 🙂
Gittiğimiz dönemden dolayı otellerden bazıları kapalıydı. Listemizde bize çok önerilen Latife Hanım konağı da vardı mesela, kapalı idi.
Ama olsun hiç önemli değil, ben otelimizden çok memnun kaldım. Özellikle de cumbalı deniz manzaralı odasını mutlaka tavsiye ederim. Evren bey çok güzel ilgileniyor, kahvaltı gerçekten nefis, otel sahibesinin küçük kızı ile karlılaşırsanız da gününüze ayrı bir tat geliyor.




İlk gün adayı sokak sokak gezip talan ettik. Listemizdeki bütün yeme içmeleri de denedik neredeyse.
Yazıyorum yeme içme favorilerimi:
- Bademli kurabiye. Herkesin bir bildiği var, adadaki fırınlar gerçekten şahane. Veli Efendi ve Çiçek pastanesi çok meşhur. Köşe başlarında mis gibi kokular geliyor insanın burnuna. Ama size bir şey söyleyeyim mi, hepsi iyi hoş ama…ben Veli Efendi’nin Kavala kurabiyesinin tadını hala unutamıyorum. Benim için bir kutu alıp Çınaraltında çayla yiyin.



- Sahilde bira kalamar için Asma6 veya Yakamoz. Akşam daha kallavi bir balık yemek için ise kesinlikle Yalova Restorant.

Gerçekten Santorini ayarında bir gün batımını burada göreceğimi tahmin edemezdim.
ADADA YAPILACAK EN AMA EN KRAL AKTİVİTE
Akşam üzeri Boboz’dan güzelce sandviçlerinizi yaptırıp, mümkünse arabanın arkasına piknik sepetinizi ve açılır sandalyelerini ayarlayıp, merkezdeki Gürkol’dan (Çınaraltının tam kaşısında) veya kendi dükkanından bir Corvus beyaz Bornova misket şarabı alıp (burada içebileceğiniz bence en iyi şarap) doooğru gün batımı için POLENTE TEPESİ’nin yolunu tutmalısınız.
Burada bu şarap eşliğinde batan güneş için, sırf bunun için ben buraya tekrar tekrar geleceğim. O kadar net.


Güneş battığına göre, rakıya bağlayabiliriz. Akşam yemeği için listemizde Evreka ve Adam var. Fakat maalesef Evreka kapalıydı. Adam’ın terasında yer ayırtıp bir rakı içmeyi kesinlikle tavsiye ederim, bir de bizim otelden aşırı önerdikleri için Hikotakis’e gittik onu da sevdik.


Rakılar içildiyse, meyhane faslı da kapandıysa. İkinci güne geçebiliriz demektir.
Bugün deniz kenarına indik. Ayazma sahiline.
İnanır mısınız bilmiyorum, inanmazsanız yine hikayelerimden bakın HERKES DENİZDEYDİ. 🙂

Gözlerimize inanamadık. Ekim sonunda denize gireceğimiz hiç aklımıza gelmezdi. Çünkü gelmeden bizi soğuk olur diye çok korkutmuşlardı. E su pek de sıcak sayılmazdı ama hava nefisti nefis.
- Ayazma’da Vahit’in Yeri’nde benim için bir bira kalamar yapmadan elbette dönmezsiniz.

- Otele dönüş yolunda, AMADEUS şarap bağına uğradık tadım yapmak için. Fakat ne yazık ki bağ bozumunu ucundan kaçırmışız, dalından biraz çavuş üzümü yiyip döndük. Yani anladık ki buranın tam zamanı Eylül’ün en sonları, Ekim’in en başları.

Yarın dönüş yolunda, bu şarap tadımı açığını Gelibolu SUVLA’da kapatmaya karar verdik. Ayrıca merkezde Corvus veya Talay’da da uzun uzun şarap tadabiliriz, bunu düşününce içimiz bi rahat etti.
İstanbul’a dönmeden bütün şaraplarımızı meydandaki GÜRKOL’dan stokladık. Burada bütün markalar fabrika fiyatına satılıyor. Ayrıca Halit bey de epey bir fikir veriyor, çok yardımcı oluyor. Baya koli koli güzelce dolduruyorsunuz.
Hem onun tavsiyeleri hem kendi notlarımızla aldığımız bütün şarap listesini aşağıda açıkça yazıyorum 🙂 Bitirdikçe yanlarına hislerimi de yazacağım.
- Corvus Novum – MERLOT kırmızı. Bunu son gece odada denedik getirmeyi bekleyemeden 🙂 Gayet güzeldi fiyatına göre, fakat daha iyilerine de açığız elbette.
- EN EN Büyük tavsiye, başta da yazdığım gibi CORVUS BORNOVA MİSKET beyaz. Bundan alabildiğiniz kadar alın bence.
- Corvus’tan tavsiye bir diğer beyaz da, adanın has üzümü – çavuş üzümünden – TENEZİA beyaz oldu.
- Corvus ada şaraplarının en iyisi olduğundan, bir de pembesini deneyelim dedik ve tavsiye üzerine bir de rose aldık. İLLİUM. Beni bilen bilir, rose olayına bir ayrı ilgim var benim. O yüzden aldıklarımın yarısı rose diyebilirim.
- Amadeus’tan da aldığımız 2 rose tavsiyesi, birisi sadece bu marka ve adaya has ZİNFANDEL. Diğeri de Amadeus Blushhhh…
- Suvla’dan nasıl olsa çok kırmızı alacağız diye, adadan bir rose da TALAY’dan aldık. TALAY Halikarnas.
- Son olarak, evet biraz abartmışız ama Çamlıbağ bozcaada özel rezerv şarapları da fiyatına göre performansı çok iyi olan denenmesi gereken bir alternatif. Kırmızı Cabarnet Sauvignon adadayken bir ara içiverdik 🙂 Çok da sevdik!
Özetle; Çamlıbağ ve Talay fiyatı en uygun, gayet de güzel ada alternatifleri. Amadeus bir üst, Corvus ise şampiyonalar ligi diyebiliriz.
Dönüş yoluna geçmeden, adadan biraz daha fotoğraf paylaşayım.














Dönüş vakti geldi ama bitmedi, ziyafet dönüş yolunda da devam ediyor 🙂
Kilitbahir Eceabat feribotundan iner inmez kısa sürede yolumuzun üzerine denk düşen Gelibolu, SUVLA şarap evinde denediğimiz ve aldığımız şarapları da yazmadan bu yazıyı bitirmem! Buraya uğramadan, şarap tatmadan da bence kesinlikle evinize dönmeyin. İnanılmaz uygun fiyatlara nefis şaraplar deneyip, istediklerinizi 6 al 5 öde kampanyasıyla alabiliyorsunuz.


- Suvla, beyaz Misket Narince, çok net aklımızı başımızdan aldı. Şiddetle tavsiye.
- Aynı şekilde ben bu yörenin Karasakızına BAYILDIM. Suvla Karasakız gerçekten artık en sevdiğim kırmızı listesinde.
- Burada çok özel şişeler olduğu gibi, sofralık diye hitap edilen aşırı uygun fiyatlı alternatifler de var. Mesela BİGALI’nın Karasakız & Cabarnet Sauvignon kırmızı kupası fiyatına göre inanılmaz başarılı. Aynı şekilde BİGALI’nın Emir & Kınalı Yapıncak beyazını da denemek için sabırsızlanıyorum.
- Bu gruptan bir de Gelibolu yarımadasına özel Kilitbahir Syrah-Merlot-Öküzgözü kupajı denedik. Fakat Karasakız ve Çamlıbağ’ı daha çok sevdim ben. (Kırmızıda hafif ve biraz tatlı seven gruptayım)
Eveett, şarap stokları dolduysa, her yanı karga dolu Kargaada gezimizin finalini, Keşan’ın satır etini yemeden bitirmeyelim dedik. Aslında Suvla’nın restoranında şarap içerken de çok güzel bir yemek yenebilir, ama bize Gelibolu’lu bir arkadaşımız yol üzerinde Erdoğan Yıldız’da satır et yiyin dedi.
Asla kırmayız böyle önerileri, satır et yağlı olur ama çok keyifliydi sevenine tavsiye ederiz.
E yol üzeriyken yine Tekirdağ’da da bir köfte…. şaka şaka 🙂