FOOD, TRAVEL

Bucket List: Destinasyon CUBA LA HAVANA

MERHABA LA HABANA🇨🇺

Küba’ya gittiğim gün, hayatımda yeni bir dönemin başlayacağını çok iyi biliyordum! İlk dönem Roma ile başlamıştı. Şimdi ‘bambaşka dünyalar’ kısmına geçtik.

2010’dan beri itinayla gezdiğimi düşünürsek, 4 saatten uzun süre uçmaya cesaret etmem tam 15 yılımı almış 🙂 Bir sır vereyim, artık vitesi tamamen uzaklara takmış olabilirim. 

Uzun uçmaya cesaret eder etmez, aklımda gidilecek sadece tek bir yer vardı: La Habana!

Göreceğim, duyacağım, hissedeceğim, belki korkacağım ya da şaşıracağım her şeyi kabul ederek sonunda cesaretimi topladım, tüm kış efsane bir plan yaptım ve yola çıkıyorum. Bekle beni uzaklar!

Yaklaşık bir ay sürecek bu yolculuğun ilk durağı KÜBA olacak. Ardından Tulum, oradan Mexico City ve oradan NYC’ye gideceğiz.

O zaman hayatımda en çok merak ettiğim yerlerle yeni bir yolcuğa çıkalım! Lütfen okumaya başlamadan önce SESİ AÇ: Bueno Vista Social Club🎶 CHAN CHAN 

YOLCULUK

Berlin’den önce Frankfurt’a, oradan Madrid’e gideceğiz. Madrid’den AirEuropa ile tam 9,5 saat uçarak Cuba’ya varacağız. 

Uçuş çantamda melatonin, pasiflora, kitaplar, müzik listesi, iyi bir kulaklık, ev yapımı börek 🙂 oyun kartları ve sağlam bir ecza çantası var.

Yüzlerce kez uçmuş olmama rağmen kaygı düzeyim oldukça yüksek çünkü o kadar saat uçmakla nasıl baş edeceğimi bilemiyorum ama uzun mesafeleri çok uçan bir arkadaşım şöyle dedi: Hiç korkma, kısa uçuşla tamamen aynı hatta çok daha az sarsıntılı. Sadece daha uzun :)) İlginç bir şekilde bu söz beni çok rahatlattı.

Bu tarz yorucu ve çoklu rotaları gezmek için mümkünse yaş almayı beklememe kararımı ve bazı meşhur quote ları hatırlayıp, ‘Korkarak yaşarsan hayatı seyredersin’ diyerek kendimi iyice gaza getirdim ve bindim uçağa.

Not: Normalde uçakların tipini, firmasını hatta bütün yorumlarını okuyup araştıran ben, bu seyahatte bilmediğim bütün ‘bablabla zartzurt’ havayollarına bineceğimdir. Şimdiden iyi uçuşlar dilerim.

Neden CUBA?

CUBA hakkında ÇOK KISA bir bilgilendirme yaparak ve neden koşa koşa ilk buraya geldiğimi anlatarak başlamak istiyorum ..Mümkünse bir kadeh mojito veya malibu ya da margarita veya rom! evde ne varsa hazırlayın…

Hazırsak başlayalım!

Screenshot 2024-10-15 at 21.36.07

Cuba, halen komunizm devlet rejimiyle yönetilen ve bağımsızlığını Fidel Alejandro Castro ve devrimci yoldaşlarının ruhuyla kahramanca kazanmış bir ada ülkesi. Lokasyon olarak Karayiplerdeyiz.

Yönetimde tek bir siyasi Komünist parti var. Siyasetten konuşmak veya rejimi eleştirmek gördüğüm kadarıyla hala yasak veyahut çok çekinceli bir konu. Korkudan kimse ağzını açamıyor. Gezerken öğrendim ki adım başı devrim karşıtı davranışları raporlayan komiteler mevcutmuş.

Kısa bir süre önceye kadar ülkede internet ve popüler uygulamalara erişim ve hatta Kübalıların yurt dışına çıkmaları dahi yasak ve imkansızdı. Şimdilerde kaldığınız yerde (mutlaka emin olun) internete ve instagrama erişim sağlayabiliyorsunuz. Ancak belirtmeliyim ki sokağa çıktığınızda ve girdiğiniz cafelerin neredeyse hiçbirinde internet olmayacak.

Çalışarak almaya çalıştığımız, paramızın tamamına yakınını harcadığımız her şey: barınma, sağlık, eğitim, gıda vb. ihtiyaçlar devlet tarafından sağlanıyor olsa da, geldiğinizde çok daha çıplak bir şekilde görüyorsunuz ki Cubanos (yani Kübalılar) burada oldukça yoksul (?) bir hayat yaşıyor. Dolayısıyla yoksul kelimesinin anlamını buraya geldiğinizde uzun uzun tekrar düşünecek ve VARLIĞIN yok hükmündeki şartlarını irdelemek için sıkça kullanacaksınız. 

Halkın temel ihtiyaçlarının tamamı devlet tarafından karşılandığı gibi; görmekte duymakta ve kullanmakta olduğunuz her şey de devletin malı. 

Temel gıda ihtiyacının bir kısmı da karne ile dağıtılıyor. Bu sebeple okuma yazma oranı neredeyse %100 olan, Latin Amerikanın en eğitimli insanlarını barındıran bu harika ülkede uzun yumurta ve ekmek kuyrukları göreceksiniz. 

İnsanlar takas sistemiyle hayatını sürdürmese de kimsenin aylık kazancının 40 doları bulmadığını göreceksiniz. 

Ambargo uygulamalarından dolayı yabancı tüketim malzemelerine erişim olmadığı gerçeğini marketlerin tek bir masadan ibaret olduğunu görünce veya süpermarketlerin vitrinlerinde şampuan ve diş macununlarının sergilendiğini görünce sert bir şekilde idrak ediyorsunuz.

Bizim burada bulunduğumuz 1 Mayıs 2024 günü itibariyle, 1 euro 340-380 bandında değişen Küba pesosuna denk geliyor. (aradaki fark parayı bozduğunuz yere göre değişiyor) Yani en büyük kağıt olan 1000 Küba pesosu 3 euro’dan daha az.

Günlerimi merhaba diyen herkese 1000 peso dağıtarak ve padişah muamelesi görerek geçirdiğimi itiraf edeyim. Eğer paraya acımadan her dakika bahşiş vereceğiniz bir an varsa o da burada geçirdiğiniz her an olmalı. 

Doktorlar, mühendisler, taksi şöförleri, aşçılar, yöneticiler ve çalışanlar… herkes ekonomik olarak eşit. Veya aradaki gelir farkı maksimum 10 dolar.

En iyi parayı ise taksiciler kazanıyor. Bir saatlik üstü açık araba turuna 40 euro almak, olabilecek en karlı iş gibi duruyor. Bu durumda insanların neden doktor olmak isteyeceklerini sorgulamaya başlarken…bir es verip burayı neden bu kadar görmek istediğime gelelim…

Kimsenin kimseye kaç para maaş aldığını sormadığı, merak dahi etmediği bir yer düşleyin. Kimsenin daha zengin olmak, daha iyi bir araba almak, daha yüksek bir pozisyonda çalışmak veya okul arkadaşlarından daha iyi bir evde oturmak için helak olmadığı. Zengin doğmak gibi bir alternatifin olmadığı, eşitliğin doğuştan sağlandığı bir yer. Ev senin mi yoksa kira mı sorusunun kendi kendini imha ettiği, kimsenin hiçbir şeye sahip olmadığı bir yer. Bir sokak düşleyin, tam ortasında durduğunuzda size doğru yürümekte olan HERKESİN aynı olduğunu; kimsede o çanta veya bu ayakkabı veya şu saat olmadığını, herkesin aynı bakış veya tebessümde buluştuğunu... Kısaca herkesin 'kimse' ve var olan her şeyin 'yok' olduğunu... Bir düşünün.

Hayatta gördüğüm her şeyden farklı, büyüleyici ve bir o kadar da aklımın almadığı bu yaşam tarzını görmek için, bize dayatılanın haricinde bir dünyayı keşfetmek için, doğru bildiklerimi ters yüz etmek, sorgulamak, yeniden tanımlamak ve anlamaya çalışmak için…keşke 20’li yaşlarımda görebilseydim dediğim bu ülkeye koşa koşa geldim.

Aslında, tam da beklediğim gibi alt üst oldum.

Gelelim sizin merak ettiklerinize: Parayı nerede bozduracaksınız, nerede kalacaksınız, ne yiyecek ne içeceksiniz, uğramadan ayrılmayacağınız yerler nereler, musluk suyunu içecek misiniz, kime ne kadar bahşiş vereceksiniz… hangi puroyu alacaksınız… Hepsini tek tek anlatacağım. 😉

hadi başlayalım!

Seyahat defteri, Mayıs’24

Uzun uçuş stresim seyahatten 15 gün önce başladı. Yüzümün tam 6 yerinde sivilce çıktı.Yaklaşık bir ay kesintisiz gezmeli ve 6 uçaklı bir maratona başlıyoruz. 

Şuan bu yazıyı Cuba-Cancun uçağında zangır zangır sallanırken yazıyorum.

Berlin’den ilk olarak Frankfurt’a trenle geçip bir gece konaklama yaptık. Frankfurt’tan Madrid’e uçtuk ve oradan Havana uçağına bindik..

AH LA HABANA..

Yol tahminimden rahat geçti.

Koltuklar daracıktı ama şansımıza yanımızdaki amca başka sıraya gidince bütün sıra bize kaldı.Uçak sallanmadı. Bir iki filme takıldım.Kart oyunu oynadık. Son birkaç saat de ilaç almadan uyumayı başarabildim…

8 saat boyunca Atlantik okyanusunun üzerinde olduğumu düşünmediğim anlar oldukça rahattım diyebilirim.

Asıl şokum Havana’ya inince başladı. Ve şuan hala yazarken dahi içimi titretmeye devam ediyor…

İner inmez nem burnuma ŞAP diye yapıştı. Bavulları yaklaşık 2 saat bekledik 🙂 9 buçuk saatin ardından küçük bir köy havaalanına, her şeyin el yordamıyla yapıldığı eski çağ filmine, hatta direk bir tarlanın ortasına inmişiz gibi hissettim.

Havaalanından çıkarken ismimizin yazdığı kağıtla karşılandık. Can transfer ayarlamıştı. Airbnb sahibinizden rica edince havaalanı transferini ayarlamanıza yardımcı oluyorlar. Başka bir ulaşım yolu var mı hiç bilmiyorum. gecenin köründe başka hiçbir şey görmedim. Sadece kırmızı üstü açık bir Cadillac’a doğru yürüdüğümüzü gördüm. 

Merhaba Cuba.

Bir mini çığlık atmak istedim ama kendimi tuttum.Bu gıcır gıcır oyuncak arabaların burada ne işi var? 

Gezimiz işte tam da o arabalardan biriyle başladı:)

Rengarenk Cadillac’ların, Chevrolet’lerin trafiğinde öyle karanlık ve kirli sokaklardan geçtik ki…bir dehşet ikilemine düşmeden edemedim.Burada kalan tüm anlarımın bu hisle geçeceğinden habersizdim.

Titrek sokak lambalarının karanlığında yıkılmasına ramak kalmış apartmanların, çöp yığınlarının…her köşede öbeklenmiş gece renginde gürültülü insanların yanından geçtik.

Kaldığımız evin eski apartmanına girerken bir an panik atak geçirip bayılacağımı düşündüm.

..Kalbimin yerinden çıkacak gibi çarptığını hatırlıyorum…taa ki evin içine girene kadar…

THE BEST AIRBNB IN TOWN!

Evde bazı pencerelerin olmayabileceği ya da sabun ve tuvalet kağıdı bulamayabileceğim gerçeğine kendimi hazırlarken, kapı açıldığında ne göreyim: OHH… Muhteşem bir ev!

Ev sahibimiz Pablo da harika bir insan. O an, kapıda bizi güler yüzle karşılayan birinin olması ne kadar güzel bir histi, size anlatamam.

Kalmak isterseniz, linki bırakıyorum: https://www.airbnb.com/slink/abPNy2y6

Hem Pablo’yu hem de evi yüzde yüz tavsiye ediyorum. Eğer buraya benim aracılığımla kalmaya gelirseniz, lütfen kendisine benden selam söyleyin, çok mutlu olurum.

Bitmeyen yolculuk, 8 saatlik zaman farkı, şaşkınlık, heyecan ve nemden üzerimize yapışan kıyafetlerle valizlerimizi bir kenara atıp dışarıda bir yürüsek mi diye düşünürken, ağızlarımız açık uyuyakalmışız. 

İLK GÜN VE İLK HİSLER

Sabah 05:00…Çığlık çığlığa horoz sesleriyle uyandım.

Ama bu uzaklardan gelen bir horoz sesi değil, tam da yan evin içinden gelen bir horoz sesi. Olmaz mı? Olur.

Hemen balkona çıktım…VE NE GÖREYİM?

Hayatımda asla unutamayacağım bir manzara daha. Gece korktuğumuz, tozlu, dumanlı, harap binaların tüm renkleri gün ışığında ortaya çıktı.

Başımı yola doğru biraz eğdim.Binaların önündeki geniş yolda gördüğüm trafik! Rengarenk oyuncak arabaların trafiği!!

Gerçekten oyuncak arabalarmış gibi!!!Renkleri, şekilleri, kornaları… İnanılmaz!İşte o an, onlarca eski arabayı tek sıraya dizilmiş halde görünce yüksek sesle sağlam bir çığlık attım 🙂

Neredeyiz biz!Hangi yıldayız???

Heyecandan neredeyse bayılacaktım!

Güzel bir elbise giydim, o üstü açık kırmızı veya pembe Cadillac’lardan birine binip fotoğraf çekmek için bir saniye bile bekleyemeyecektim 🙂

Sokağa çıkar çıkmaz kendimi outlander dizisinde gibi hissettim. O taşa dokunmuş birkaç yüz sene önceye, Cuba’ya düşmüştüm.

Ama güzel elbise giymek de pek iyi bir fikir değildi sanırım…

Hani eski zaman filmlerinde hep izleriz ya; sokaklara işeyenler, yerlerde çöpler, yıkık dökük binalar, sırtında yük taşıyanlar, tekerinde insan taşıyanlar, bazı sokakların ortasında üstünde sinekler birikmiş hayvan leşleri, sıcağın altında açık tezgahta et kesenler, şeker kamışçıları, bağırış çığırışlar…

Birine dokunup hangi yıldayız biz? diye sormamak için kendimi zor tutuyorum.

Ve o arabalar…

İlk günümün her anı arabalara şaşırarak geçti. Ağzım açık bütün gün araba izledim diyebiliriz.

Başımı çevirdiğimde her kapının önünde oturan yaşlı kadınları, koşup oynayan çocukları, kimisi yerde kimisi sandalyelerde oturan insanları, bir metrekarelik evlerinde küçücük televizyon ekranına bakarken coşkulu müziklerin çaldığını görüyorum…

Bir klasik sahne vardır ya, adam karanlık bir odada atletle sandalyede oturur, ağzında sigarasıyla önündeki küçücük ekrana boş boş bakar. Odadaki tek ışık televizyonun beyaz ışığıdır. Ev odadan, oda ise sadece sandalye ve televizyondan ibarettir…

Bu görüntü beynime kazındı.

En iyi ihtimalle 1950 yılındayız. Gerçek anlamda. Öylesine gerçek ki. Anlatamıyorum.

Sokaktaki insanlara tek tek bakıyorum.

Hepsi aynı, herkes tam olarak aynı. Kıyafetleri, yüz ifadeleri, sevinçleri, üzüntüleri, bakışları…sanki herkes aynı kişi.

Nasıl olur da bu kadar fakir, bu kadar kirli ve tozlu bir hayat bir yandan bu kadar renkli ve güzel olabilir?

İşte bu sokaklarda 2 tam gün geçirdik. İnsanların neşesi ve sıcaklığı karşısında hayranlıkla eğiliyorum. Her kapının önündeki kadına “OLA” diyerek selam verip karşılığında bir öpücük aldım. 

Ve en çok da neye şaşırdım biliyor musunuz, beynimizin korkmamız gerektiğini düşündüğü her şeyin olduğu bu sokaklarda o kadar güvendeydik ki…

Evet, burası dünyanın en güvenli yerlerinden biri. 

Yerel rehberimizin söylediği ilk şey şuydu: Evet, herkes yanınıza gelip size bir şeyler satmaya çalışacak, ama hepsi bu kadar. Burası çok fakir ama çok gururlu insanların ülkesi. Kimse ısrar etmez. Kimse sizi rahatsız etmez.

Evet, gerçekten de öyle. 

Tiyatro binasının önünde, yan yana dizilmiş, gıcırdayan arabaların olduğu ana meydana vardık. Rehberin dediği gibi, 5-6 kişi hemen yanımıza geldi ve şu soruları sormaya başladı:

Nerelisiniz?

Nerede kalıyorsunuz? Evde mi, otelde mi? (Neden hepsi bu soruyu sordu, bilmiyorum)

İstanbul deyince herkes biliyor, kimi bir diziden, kimi bir tanıdıktan. Öyle bir sohbete giriyorlar ki, inanamıyorsunuz. Dakikalarca sohbet ederken buluyorsunuz kendinizi.

Tabii ki sonunda sigara, araba turu ya da rehberlik satmaya çalışıyorlar, ama kimsenin kimseye zararı yok. Lütfen korkmayın ve kimseyi terslemeyin. 

Nazikçe birkaç kişiyi reddettikten sonra, meydanın en enerjik ve kurnaz adamı Casanova’ya “Tamam, bizi gezdir!” diyoruz. Ama kırmızı bir Cadillac üstü açık araba istiyorum 😂

Çünkü neden olmasın?

Sanırım şoförlerin hepsi arkadaş, çünkü bizim enerjik araba rehberimiz Ahmad, arkadaşından kırmızı üstü açık arabayı alıyor ve birlikte La Habana’da unutulmaz bir saatlik bir tura çıkıyoruz… Turun bedeli 40 euro.

Çok az İngilizce biliyor, biz de İspanyolca bilmiyoruz. Ama yine de bir şekilde anlaşıyoruz.

Che ve Fidel ile fotoğraf çektirmeyi unutmuyoruz. Kahramanları hakkında öyle bir gurur ve parıldayan gözlerle konuşuyorlar ki, tıpkı benim Atatürk’ten bahsederken yaptığım gibi. Bu bağlılık, gurur ve sevgi gözlerimi yaşartıyor.

Tur boyunca Ahmad bize puro, bir saat daha sürüş ve ertesi gün için başka planlar satmaya çalışıyor. Hepsine hayır dediğimizde, sonunda bizi bir kulübe götürüyor ve oraya gitmeden ayrılmamamız gerektiğini söylüyor.

Adı: Buena Vista Social Club. Buna büyük bir evet! Zaten listemizdeki ilk yerlerden biri. Şuan youtube’dan şarkılarını dinlediğiniz o yer işte.

Buena Vista’da yemekli bilet 65 euro, ama biz sadece içecekli olan 35 euroluk bileti alıyoruz. Normalde buraya aracısız gelsek alacağımız satış fiyatı da bu, ama belli ki bizi getirenler komisyonlarını alıyor. Ahmad mutlu, biz mutluyuz ve üstümüzü değiştirmek için odamıza geri dönüyoruz.

DİĞER GÜNLER...

İlk gün araba turundan sonra akşam mutlaka gitmemiz ve içmemiz gereken yerlerin listesinden bir iki yere uğradık. Ve burada kalan bütün zamanımızı sokaklarda uzun uzun yürüyerek, her müzik çalan yerde dans ederek ve insanların hayatını inceleyerek geçirdik..Ve bavuldaki en salaş kıyafetlerimizi giydik. 

Bloğun geri kalanında yediklerimizi, içtiklerimizi ve gitmeden dönmeyin dediğim mekanları konuşalım. 

KÜBA SOKAKLARI

İlk bir iki günün şokunu ve arabaların muhteşemliğini atlatınca sokaklardaki çöpler ve pislikler bana ağır gelmeye başlıyor. İnsanların yaşam koşulları, hiçbir yargılama yapmadan insani olarak, içimi sıkıyor. 

Sokak ortasında kesilen etler, şeker kamışı suyu kuyrukları, ekmek ve yumurta kuyrukları, evlerin çoğunda bir kanepe bile olmaması, banyo ve oturma odası her şeyin tek bir odada olması…Bir orta çağ halini anımsatıyor. 

Bence bu şehri anlatırken sadece renkli arabalarından ve mojitolarından bahsedemeyiz….İçimi ezen bu yoksulluk halini de anlatmam gerekiyor.

Bundan başka bir koşul görmemiş, dünyanın geri kalanından haberi olmayan insanların elindekine razı oluşuyla gelen mutluluk hali de bir nevi kandırmaca sayılmaz mı…Veya yaşadıkları hayat şekli hakkında söz sahibi olamayışları, özgürlüğün tam da karşısında yer almaz mı…

Birkaç haftaya tam da bu düşüncelerle dünyanın kanını emen kapitalizmin baş kendi NYC’de olacağım. Anlayacağınız bu seyahate tamamen alt üst olmak için çıktım. 

KÜBA'DA NE YEDİK?

İşte harika bir soru. Yemek için dünyayı gezen bir çift olarak belirteyim, burası imkanları çok kısıtlı bir yer lütfen beklentinizi düşük tutarak gelin. Ellerindeki koşullara göre çok uğraşıyorlar bu kalbinizi doyurmaya yetecektir. 🙂

Dürüst olmak gerekirse ben Küba’da pek bir şey yiyemedim. Otellere takılmadan sokaklarda kalmakta direndik ve muhtemelen şehrin genelinde bahsettiğim hijyenik sebeplere hassasiyetimden dolayı iştahım aniden kapandı. 

Sokakta kesildiğini gördüğüm etleri yemek aklımın ucundan bile geçmedi. Balık denedim, ama o kadar serti ki balıkların eti, timsah yiyormuşum gibi hissettim. 

Siyah renkteki karayip usulü pilavlarını pek sevmedim. Sebzelerinin tadını tuzunu alamadım…Restoranlarda önüme gelen tabakların yarısını zor bitirdim.

Marketler deseniz anlatmıştım çeşit olarak muz dışında pek bir şey bulamadım. Yani anlayacağınız yanımda evden getirdiğim gül börekleri olmazsa epeyce aç kalacaktım.  

Fakat bu bütün yemek yenecek güzel yerleri denemediğimiz anlamına gelmiyor. Tamamen benimle alakalı bir durum. Bu kadar koku ve hijyen takıntılı olmayabiliriz, örneğin Can her öğün Ropa Vieja yedi. 🙂 Gerçekten. 

FRENTE

Airbnb sahibimiz Pablo’nun tavsiye ettiği bu teras cafe en sevdiğimiz yerlerden biri oldu. Can taco yedi ben balık denedim. En memnun kaldığımız yerlerden biriydi diyebilirim. Ortam da pek tatlı. 

LOS NARDOS

Karanlıkta bir hana girer gibi giriyorsunuz, girişinden korkmayın. İçerisi çok otantik. Servis o kadar tatlı ki. 

Can Ropa Vieja yedi ve sevdi. Ben onunkinin tadına baktım ama sevemedim pek. Yine balık denedim. Bu işte o timsah eti gibi dediğim balıktı. Bıçakla zor kesiliyordu. Garson gözümün içine bakarken biraz yiyor gibi yaptım biraz da yanağımda beklettim ama yok olacak gibi değil. 🙂 En sonunda benden para almadı ben de yemek tutarından bol bahşiş bıraktım. 

EL CORREO

İşte Küba’nın fine dine restoranı. Hem rezervasyon gerekiyor hem içeride canlı müzik var hem de atmosferi şahane. Yemek saatinden biraz daha erken gidip balkona oturuyoruz. Can yine Ropa Vieja yiyor ama sunumlar bir harika. Ben salata ve safranlı pilav deniyorum. En azından bu sefer doyuyorum. 

Güzel bir akşam yemeği için tavsiye ederim. Ancak fiyatlar NYC fiyatlarından farksız bilginize. 

YİNE EN GÜZELİNİ EN SONA SAKLADIM! NE YEDİĞİMİZİ BOŞVERİN NE İÇTİĞİMİZİ KONUŞALIM!

Şunu baştan söyleyeyim musluktan su içmek yok. Ama içtiğiniz en iyi mojito ve daiquiri’yi neyle yaptıklarını buzlarını vs sorgulamak yok!

Hayatınızda duyduğunuz en iyi müzik bu sokaklarda. Aşağıda yazdığım yerlere kesin gittikten sonra sokaklarda her duyduğunuz sese yönelin derim. Kalabalık oluşunca herkes bir anda dans etmeye başlıyor ve inanılmaz bir ortam oluşuyor!

LA BODEGUITA DEL MEDIO

Havana’ya gelip HAVANA CLUB mojito içmeden dönemeyiz hiçbirimiz. Hem de bu efsane mekanda dinleyebileceğiniz en iyi müzik eşliğinde…Bana göre yapılacak en güzel şeylerden biridir. Dönüp dolaşıp geri geldik. 

EL FLORIDITA 

Hayatınızın en iyi daiquiri’sini içmeye hazır mısınız? Ernest Hemingway ile göz göze, müzisyenlerin muhteşem şarkılarının eşliğinde. Burası şehrin en popüler barı. 

BUENA VISTA SOCIAL CLUB

Her geziyi listelere uyarak yapmak zorunda değiliz ama bu yazdığım son 3 yer, Küba’ya gittim diyebilmek için bana göre kesinlikle uğranması gereken yerler. Özellikle Buena Vista, günlerimi kayıtlarını dinleyerek geçirdiğim muhteşem müziğin kalbini görmeden izlemeden dinlemeden buradan ayrılmak aklımın ucundan dahi geçmez! Önceden biletinizi almayı unutmayın. Garson kızların güzelliği ve kıyafetlerine bayılacaksınız. 35 euroluk bilette o kadar çok içki vardı ki hepsini içememiştim diye hatırlıyorum 🙂

Buraya kadar gelip, dünyanın öbür ucundan göğsümü kabartan Ata’mı ziyaret etmeden dönmedim tabi.

Devrimin kitabını yazan Küba kahramanlarının çantalarından Nutuk çıktığını ve devrime Atatürk’ten çok kimsenin ilham veremeyeceğini söylediklerini biliyor muydunuz?

Her zaman ve her yerde, saygı özlem, yüce bir gurur ve katlanması zor bir hasretle!

Puro alacaksanız COHIBA’dan şaşmayın derim. Para bozdurmak için de biz karanlık pasajlara girip kara borsayla aksiyon filmi çektik siz yapmayın. Airbnb sahibiniz size yardımcı olacaktır 🙂

Biraz daha foto bırakıp dönüp dönüp okumak, her aklıma geldiğinde eklemeler yapmak üzere şimdilik bırakıyorum. Siz de notlarınızı ve yorumlarınızı yazarsanız çok mutlu olurum. 

Buradan istikamet CANCUN ve TULUM. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir