TRAVEL

İSTANBUL’DA YAPILMASI GEREKEN 3 ÖNCELİKLİ TUR

Başlıktan da anlaşılacağı gibi, bu yazı sadece İstanbul dışındaki kişiler için yazılmadı! İstanbul’da yaşayan ama İstanbul’u yaşamayan milyonlarca kişi için veya normalde İstanbul’u doya doya yaşasa bile pandemi sebebiyle İstanbul’a hasret kalanlar için, kısaca bu şehri seven ve özleyen herkes için profesyonel tur rehberi olan değerli dostum, @ulkenikesfet instagram sayfasının da kurucusu Fatma Sezgin ile birlikte size İstanbul’u turist gibi gezeceğiniz 3 öncelikli tur rotası derledik.

TUR 1

Asya’yı ve Avrupa’yı da aynı anda soluyabileceğiniz yer yüzündeki tek ve en büyüleyici yerden başlayalım. Tabii ki boğazdan.
En son ne zaman bir boğaz turu yaptınız şöyle eni konu baştan sona? Martıları dinleyerek, yalıları izleyerek, telaşsız, sakince…
Başka hiçbir işinizin olmadığı, ulaşım için de değil sadece boğazı ilk kez gören bir turist gibi keşfetmek için Boğazın en uzun turunu yapan vapuruna atlıyoruz.

Eminönü Şehir Hatları iskelesindeyiz. Vapurumuz 10:35 te kalkıyor. Güzel bir yer kapmak için iskeleye erkenden gelmeli. Malum yolumuz uzun, manzaramız muhteşem olacak.
Sırayla Beşiktaş, Üsküdar, Kanlıca, Sarıyer, Rumeli Kavağı’na uğrayıp Anadolu Kavağı’na varacağız.

Anadolu Kavağı’na varışta inip etrafı güzelce gezmeli. Hediyelik eşya dükkanlarına, dar sokaklara, zaten bir tane olan o zevkli seramik dükkanına da girmeli. Sahilde soğuk BİR bira içip, balık ekmek yemeli, kedileri sevmeli. Acele etmeye gerek yok çünkü yaklaşık 2,5 saat var aynı vapurun kalkması için.
Saat 15:00’te vapurun dönüş yoluna geçeceğini düşünerek organize olmak yeter.
Dönüş yolunda martılara simit atarak, aynı rotadan saat 17:00 ‘ye doğru Eminönü’ye geri varacağız o yüzden gelirken hiç fotoğraf çekmeden boğazı içinize çeke çeke doyasıya izleyip, bütün fotoğraf işlerini dönüşe bırakmak da iyi bir fikir olabilir.

TUR 2

Galata Kulesi’ne restorasyondan sonra hiç gittiniz mi? Henüz fırsat olmamış olabilir. Bir Galata sefası yapmanın vakti gelmiş.

Artık kulenin iki katından da manzarayı görebiliyorsunuz.
Kule’nin en üstüne çıkın, balkonda 360 derece dönün. Ama öyle üstün körü değil, yavaş yavaş…
Haliç’i dinleyin gözleriniz kapalı…Yok yok gözlerinizi mutlaka açın 🙂
Topkapı’nın adalet kulesini selamlayın.
Adalara bakın.
Köprüyü unutmayın.
Kuleden inince solunuzdaki ilk aradan, Avusturya Lisesi’ni görene kadar aşağıya doğru inin.
Lisenin önünden geçin ve sağdaki araya saklanmış meşhur Kamondo merdivenlerinden inin. Kamondo merdivenlerinin içinizi ısıtacak hikayesi için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz. https://www.instagram.com/p/B9cYRA-ljS2/?utm_source=ig_web_copy_link

Ve şimdi İstikametimiz Galata Köprüsü!
Köprüyü doyasıya yürüdükten sonra İstanbul’u tamamen içinize çektiğinizden emin olmak için sağınızdaki vapur iskelesini geçip, 2 sene önce yapılan seyir platformlarından birine oturun.
İstanbul’un en keşmekeş yerlerinden biri olan Eminönü’nü bir de burdan izleyin.
Vızır vızır gelip geçen tekneler, köprüden geçen metro.Telaşlı insanlar…Kendinize bir kahve ısmarlayıp güneşi batırırken şu sözü hatırlayın:

You call it chaos, we call it home.

TUR 3

Üçüncü rotamız, birkaç yıl önce restorasyonu biten 1600 yıllık Şerefiye Sarnıcı!
Minik bir mücevher kutusu gibi olan bu sarnıcın merdivenlerinden yavaşca inip, her bir köşesini gezme planını sakın daha fazla ertelemeyin.
Sarnıçtan çıkıp tramvaya doğru yürüdüğümüz yolun adı: Divanyolu. Bu yolu Ayasofya’ya kadar takip etmeli. Tarihin bize bahşettiği en güzel hediyelerden biri olan bu kutsal yapı ile dileğiniz kadar vakit geçirin.

Ayasofya

Ayasofya’yı geçince sola dönüp biraz yürüdükten sonra sizi sağınızda III.Ahmed çeşmesi karşılayacak.

Çeşmeye dikkatlice bakın suyundan da için korkmayın, çünkü İBB geçen yıl bu tarihi çeşmenin suyunu içilebilir hale getirdi.

Sonra Topkapı Sarayı’nın solundaki süslü kapının önünde durup bir soluklanın…Durun çünkü o kapının arkadasında harika bir halı müzesi var. Bu müzede Süleymaniye, ve Sultanahmet Camisi’nin; Anadolu’nun bir çok değerli yerinden toplanan 16. ve 17 yy’ dan kalma birbirinden değerli halılar var. Çoğu insanın yerini bile bilmediği bu müzeyi gezin.

Sonra müzenin hemen bitişiğindeki Soğukçeşme Sokağı’ndan geçin.
İstanbul’un saklı hazinelerinden olan bu sokakta Osmanlı Döneminde ileri gelenlerin yaşadığı 9 konak, bugün bir otele ait olarak yan yana sıralanıyorlar.
Her biri restore edildi ve birbirinden güzel.
Bu özel sokak sizi Gülhane Parkı’na kadar indirecek.

Biraz yoruldunuz ama, çok güzel bir durağınız daha var.
Parka girdiğinizde hemen solda gördüğünüz merdivenlerden çıkıp, İstanbul’un en özel kütüphanelerinden biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar Kütüphanesine mutlaka girin.
İçeri girdiğinizde ahşap zeminin çıkardığı sesten hiç çekinmeden, güzel kubbeli ana salon başta olmak üzere tüm salonları tek tek gezin.
Osmanlı Dönemi’nde Alay Köşkü olarak kullanılan bu binadan tramvay yoluna doğru bakın..

Şimdi ‘Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda’ şarkısını mırıldanarak parkın sonuna kadar yürüyebilirisiniz…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir