TRAVEL

Bir Fethiye-Selimiye Rotası

Kim demiş Türkiye’de kağıtlara çizmeli, bol gezmeli, yemeli içmeli bir tatil rotası çizmeyiz diye. Bu sene pandemi sebebiyle şöyle bir karar verdik, olaya kendi yurdumuzda turist gibi yaklaşacağız 🙂

Belki biliyorsunuzdur, ben yaklaşık 6-7 senedir Çeşme-Alaçatı rotasına yaz sezonunda gitmiyorum. Kesin konuşmak istemiyorum ama, nicelikten gözü dönmüş kör bir kalabalık ve haddini çok aşan fiyat politikaları beni bölgeden resmen soğuttu. Son birkaç senedir, büyük aşkım Bodrum’dan da biraz biraz benzer sebeplerden uzaklaşmaya başladım. Bodrum TL’ si diye bir para birimi çıktığından beri, tercihimizi Yunanistan veya başka ülkelerde turist olmaktan yana kullanıyoruz. (Ve inanın ki euro’ya rağmen kafa kafaya hatta daha ucuza gelebiliyor)

Bu sene aldık not defterini, karantinada elimizden düşmeyen telefon sayesinde duyup görüp çok beğendiğimiz her yeri bir bir not ettik. (Bu arada rota planını yaparken öyle bir iki blog değil, herkesin ama herkesin yazdıklarını, önerdiklerini okuyup, inceleyip, eleyip dokuyup kanaviçe gibi işleyip kendi seçimlerimizi çıkartıyoruz. Bizimkide böyle bir huy :))

İşte bu şekilde zun zamandır gelmeyip özlediğimiz, Fethiye – Göcek – Marmaris – Urla duraklı bir rota çizdik.

İlk durağımız FETHİYE Yonca Lodge!

Deniz istiyorum, ayağımın dibinde. Limon, nar, yasemin, keçi, horoz, biberiye, hamaklar, salıncaklar, sessiz sakin ağaç gölgeleri istiyorum. Çocuk çığlıkları değil horoz çığlıkları ile kalabalıktan uzak ama güzel insanların içinde olmak. Elinde kitabı, gazetesi, kahvesi, yüzünde tebessümü, kalbinde hoşgörü ve nezaketi taşıyan gösterişten uzak, görgülü insanların içine dalmak istiyorum hatta balıklama! Çok özlemedik mi?

İşte bu duygularla seçtiğimiz, uzun zamandır çok kişiden duyup tam da böyle olduğunu hissettiğimiz Yonca Lodge, ilk otelimiz.

https://www.instagram.com/yoncalodge/

Otopark’tan iner inmez, az önce bahsettiğim güler yüz ve sıcaklıkla, dünya tatlısı Daniela bizi karşıladı. Yavaş yavaş kızarmaya başlamış üzüm salkımlarının örttüğü bir çardaktan geçip hızlıca turuncu buz dolaplı, balkonlu, inek ve nar ağacı manzaralı, dünya tatlısı odamıza yerleştik.

Burası gerçekten tam da gördüğümüz, duyduğumuz, hayal ettiğimiz gibi. Ördeklerin paytak paytak ortalıkta koşturduğu, göletten gelen kurbağa ve cırcır böceği seslerinin içinizi coşturduğu, sakin, güzel insanların yaşadığı bir köy gibi.

Birkaç gün burada olacağız. Oda fiyatları 2 kişi – (2021 temmuz/kurban bayramı arifesindeyiz) – gecelik 1400 TL. Hizmet oda-kahvaltı şeklinde. Biz her zamanki gibi bir ay önceden rezervasyonumuz yaptırdık. Sezonsal fiyat değişiklikleri oluyordur eminim.

Otel ile ilgili söyleyebileceğim tek negatif şey, sahilin rüzgarlı oluşundan dolayı denizin biraz bulanık ve dalgalı olmasıydı. Fakat Daniela diyor ki, Eylül ve sonrasında görün adeta bir çarşaf! Eylül için notumuzu alıp, bir günümüzü kumsalına hayran olduğumuz ve zaten çok merak ettiğimiz bir beach’te geçireceğiz. (wait fot it!) Bu arada, sabah erken kalkarsanız deniz yine çok durgun oluyor, tavsiyem denizin sakinken tadını çıkarmanız ve salıncak, şezlong vb. yerlerde gözünüze kestirdiğinize yerleşip uyumanız. 🙂

Bir de otele 10 yaşının altında çocuklar kabul edilmiyor. (Bu da kimine göre çok negatif kimine ise çok pozitif bir haber 🙂

Ayrıca, patili dostlarımıza kapılar sonuna kadar açık.

Sabah kahvaltılarda gayet güzel bir açık büfe kuruluyor. Yan taraftaki bahçelerinden topladıkları otlar, biberler, ev yapımı reçeller kahvaltınıza eşlik ediyor. Yemekler genel olarak çok güzel. Fiyatlar çok makul. Servis ve personel de çok güzel. Vejeteryan seçenekler mevcut, yemekler yumuşacık kumların üzerinde çıplak ayak yeniyor. Yine aynı kumlarda soğuk biralar içiliyor, gece ay ışığında yakamoz izleniyor…

Not: Yanınıza mutlaka bir hırka alın. Epey esiyor.

Bu arada Fethiye’de rakı balık için mutlaka gitmenizi tavsiye edeceğim bir restoran var. Bizim de ilk günden koşarak gittimiz ‘Yengeç restoran’. Bakın instagramdaki paylaşımım aşağıda:

https://www.instagram.com/reel/CRXLTuPF1fT/?utm_source=ig_web_copy_link

Gelelim şu meşhur beach’e! Lets SEA ME!

Yine sandviç metoduyla 2 övgünün arasına bir eleştirimi, iki ekmeğin arasına özenle sokulmuş bir turşu dilimi gibi nezaketle yerleştireceğim. Fakat bu sefer ortada pek turşu yok gibi! 🙂

Yani hep güzel şeyler söyleyeceğim sanırım. Çünkü en son Yunanistan Pathos’da böyle tatlı bir gün ve gün batımı geçirmiştik. Müthiş güzellikte bir deniz. (gerçi İos’ta bu güzellikte dediğim deniz halk plajıydı 3 euro -şezlong dahil- ama neyse :).

2 kategori var. ‘SEA ME’ hemen giriş kısımdaki konsept, çocuk misafirleri de alıyor. Ücretleri kişi başı 100 TL. Kalabalık ve gürültülü, biraz bol bebek bezli oluyor. Onu göze alırsanız, aynı güzel deniz, aynı kumsal.

AMA bir de ‘SEA ME MORE’ adını verdiği biraz daha ileride, daha ufak ama daha sakin ‘Adult only’ (çocukların olmadığı) bir kısım var. Kesinlikle ve şiddetle, çocuklu bir aile değilseniz bu tarafı tavsiye ediyorum. Giriş ücreti kişi başı 150 TL. Fakat ona huzur parası diyelim 🙂

Bu kısımda yemek olarak sadece sushi servis ediliyor. Eğer hamburger pizza yiyeceğim derseniz diğer tarafta yiyip parasını ödeyip geri huzurlu bölgeye dönebilirsiniz 🙂

Genel olarak söyleyeceğim ilk not: Kapıda kuyruk var ve ilgi aşırı yoğun. O sebeple rezervasyon yaptırmadan aman ha gelmeyin derim. Hatta rezervasyonu denizin en önündeki sıradan yaptırıyorsanız, birkaç kere teyit alın, hatta mümkünse yazılı mail alın, çünkü o hengamede her şey bir anda karışabiliyor!

İçerideki fiyatlara gelince, konsepte kendinizi kaptırıp birkaç bin TL’lik olmanız an meselesi. Fakat tek tek bakınca çok abes bir fiyat görmedim. 210 TL’ den başlayan fiyatlarla bir şişe rose açtırabilir, 90 TL’ ye kokteyl içebilirsiniz. Hatta kadeh şarap fiyatını 55 TL’ ye ve bira başlangıcını 35 TL’ ye kadar çekmişler.

Personel çok özenli seçilmiş, servis çok güzel. Akşam gün batımındaki canlı saksafon partisi ise muhteşem 🙂 -Bu da SEA ME MORE- kısmında yapılıyor.

Dahası, yüzerken tam yanınızda bir baby caretta kafası beliriveriyor. 🙂 @foodmoodtravel_ instagram hesabımdan videolara mutlaka bakın!

https://www.instagram.com/reel/CRd7_3mFTYS/?utm_source=ig_web_copy_link

Yani Fethiye taraflarındaysanız buraya kesinlikle uğramanızı tavsiye ederim. (Burada yer bulamazsanız Help Beach için de çok iyi diyorlar.) Sea Me’nin sahipleri sanırım Yacht Classic & Boheme otelin de sahipleri, uluslararası standartta bir mekan yapmışlar tebrik ediyor ve bir küçük turşu bırakıp kaçıyorum.

Sizce de, giriş ücretine bir ‘welcome drink’ ekleseniz çok hoş olmaz mı? Tşk.

Gelelim ikinci rotaya:

GÖCEK’de bir LAYLA…

Ördeklerle yeterince oynadıysak ve denizin tadını Sea Me’de çıkardıysak..Neden sadece 17 dakika ileride harika bir otel daha keşfetmeyelim? İsmi LAYLA.

Denize gider gibi, sandaletleri ayağımıza geçirip hızla geldik Göcek’teki ikinci mekanımıza. Burada sadece 1 gece konaklayacağız, çünkü bayram rezervasyonlarından dolayı işler biraz karıştı. Ertesi gün Marmaris’e geçmemiz gerek. O yüzden olabildiğince erken saatte otele giriş yaptık.

Duvardaki bu atlastan is-ti-yo-rum!

Aman Allahım o da ne! Lobiden girer girmez, zaman değiştirdik sanki. Ambiyansın büyüsü bir anda sarıyor insanı. Bekleme alanında senelerdir eve almak istediğim dünya atlasını görür görmez anladım buradan çok zevk alacağımı.

Ama asıl vurgun bahçeye çıktığım an başladı. Tepesi asmalarla kaplı o küçük oturma grubunun ışığı hala gözümün önünde..Yandaki havuzun göz alıcı mavisi, içindeki barın ve yanındaki güneşlenme odalarının, aydınlatmaların, objelerin, peyzajın enerjisi… Bu otele kesinlikle çok çok zevkli birilerinin eli değmiş!

Demeye kalmadan, çok enerjik bir ses ‘HOŞGELDİNİZ’ diye yanımıza geliyor. Uzun boylu, uzun saçlı, güzel gülüşlü, Türkçe konuşmasa Yunan olduğuna iddiaya girebileceğim genç bir beyefendi. Ve arkasından aynı enerjide antik dünya güzeli genç bir kadın bize hemen bir içecek ikram ediyor.

Sonradan anlıyoruz ki bu ikili, otelin sahipleri dünya tatlısı abi ve kardeşmiş 🙂 Havuzun tam içindeki bardan Mustafa en sevdiğimiz şarkıları açıyor, farkında bile olmadan odamıza yerleşmiş suya atlamış, ‘Paloma’ içiyoruz…(fonda da çok sevdiğim Paloma isimli parça çalıyor)

Oteldeyken havuzdan çıkmak aklınıza bile gelmiyor ama denize yine aynı mistik enerjide, kısacık bir doğa yürüyüşü yaparak ulaşılabiliyor. Sabah sizi mutlaka bir horoz sesi uyandırıyor, kahvaltılar yine aynı zevkli tarzda döşenmiş Helenistik bir çadırda veriliyor, tam karşınızda bembeyaz ördekler birbirini kovalıyor.

İşte Layla tam olarak böyle bir yer. Unutmadan, oda kahvaltı fiyatları 140 Euro’dan başlıyor.

Layla’da palmiyelerin içinde adeta antik dönemlerin hazcı ruhuna kendimizi bıraktık. Gelen kesimin yaşından bağımsız, buranın o kadar genç bir enerjisi var ki… Bence bu hem sahiplerinden hem de otelin tasarımından kaynaklanıyor. LAYLA, gustolu gençlerin hem enerjisine, hem de isteklerine fazlasıyla hitap ediyor.

Kendimi önümüzdeki 5 sene içinde, buraya sık sık geliyor olarak görüyorum:))

Siz de giderseniz And ve Melis’e lütfen benden bir selam söyleyin. 🙂

Bizde tatiller, en az 3 otelde kalmayı gerektiriyor. O yüzden yine pılımızı pırtımızı toplayıp yollara düşüyoruz. Rotamız:

Selimiye

Ben 5-6 sene önce peş peşe her sene geldim buraya ama Can’ı ilk kez getiriyorum. Otel olarak Kaptanın Yeri’ne baktık, Black Swan’a baktık, Kekik’e baktık ama çoğunda yer bulamadık..Bayram dolayısıyla işler karışık. En sonunda hem butik oteller kitabından, hem Bahar Akıncı’dan, hem instagramdaki sonsuzluk havuzundan gördüğümüz Loca Otel’e gelmeye karar verdik. Yine iki ekmek arasına bir turşu koyarak başlayacağım anlatmaya…

Ama mutluluğun kesinlikle doğru yönetilmiş beklentiler olduğuna inanıyorum.O sebeple bu otele bir turşu (yani iki ekmeğin arasında bir olumsuz eleştiri) koyamayacağımı anlayacaksınız.

Bu fotodan başka bir şeye gerek var mı bilmiyorum 🙂

Kardeşim ben luxury muxury anlamam. Bana temiz bir oda, güler yüz, iyi hizmet, makul fiyat, harika bir manzara olsun ve oteli işleten çok çok güzel insanlar olsun diyorsanız kesinlikle doğru yerdesiniz! Evet bundan önce anlattığım otellere göre Loca Otel’in odası bir tık daha ufak ve daha naif. Tasarım objeler, mimari efor, lüks detaylar aramayın. Fakat manzaralı ferah bir balkonu, Selimiye’yi başka hiçbir yerde bu kadar kuş bakışı göremeyeceğiniz nefes kesen bir sonsuzluk havuzu manzarası ve dünyanın en tatlı işletmecileri var. (yine çaktırmadan yaptım sandviç metodu 🙂

Burayı babaanne, dede, gelin, oğul, torun sıcacık ve gerçekten dünya tatlısı bir aile işletiyor. Gecelik ortalama oda kahvaltı fiyatları 1200 TL.(bayramda) Her gün 5 çayı ve ikramları da var.

Otele ilk girdiğimizde ev yapımı limonata ve kurabiye ile karşılandık. Konum olarak biraz tepede olduğu için bizi her gün arabayla merkeze bırakıp geri aldılar. Restoran kısmını dünyanın en naif insanı, senelerce çobanlık yapmış kitaplarca hikayesi olan Tarkan abi işletiyor. Bir çayınız bitmeden yenisi doluyor, gelinimiz Seçil elleriyle baklava açıyor, Tuncer abi her sabah 5’te çiçekleri sulamaya başlıyor, odalar her gün jilet gibi ve bütün aile mutlu muyuz diye her an gözümüzün içine bakıyor. İşte Loca otel böyle bir yer.

Bize bir de nefis tekne turu ayarladılar! Sizin de aklınızda olsun, Selimiye’de (şimdilik!) özel teknem yok 🙂 ama iyi bir kaptan tarafından seyreden, kapasite altı çalışan, iyi insanların geldiği sakin bir tekne arıyorum diyorsanız adres Şener Kaptan! Öğle yemeklerinde sarımsaklı tereyağında patates, bütün bir balık, istediğiniz kadar makarna ve salata hatta kabak çiçeği pişisi bile veriyor! Nefis. Benden tavsiye üst katın en önündeki ikili veya üçlü şezlongu arayıp ayırtırsanız, bütün tekneden kopuk özel bir alanda mis gibi bir gün geçirirsiniz. İşte bu da numarası: 0532 520 51 03

Umarım senelerce mutlu mesut, bereket ve bolluk içinde bu işletmeyi yaşatmaya devam ederler. İşlerine olan saygı ve sevgilerine hayran kaldık. Selimiye’de artık bir ailemiz var. Giderseniz lütfen bizden çok çok selam!!!

https://www.instagram.com/locahotel/?hl=en


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir