Hem de sadece 2 günde.
Öncelikle şunu söyleyeyim, (neredeyse her gittiğim rota için belirttiğim gibi) Santorini’ye bir gün mutlaka ama mutlaka yolunuzu düşürmelisiniz. Hatta bu yol düşürmenin en hızlı ve zevkli hali, sabahtan komşunun en yakın adası Kos’a gidip; sakin güzel bir gün geçirip, akşamüzeri unutulmayacak bir deniz yolculuğu ile Santorini yollarına düşmek olacak…
Hemen olaya giriyorum: Kos’dan Blue Star Ferry ile 5 saat yolculuk yapıp, bilete kişi başı 40 euro ödedik. Diğer bütün adalar arası feribotların fiyat ve süreleri de ’10 günde 5 Yunan Adası’ yazımda var.
Blue Ferry’ye bindiğimiz anda resmen mavi büyü başlamıştı.

Titanic filmini lisede izlemiştim, o günden beri büyük bir gemiye binmenin hayalini belki yüzlerce kez kurmuşumdur… İşte gün bugünmüş.
Elbette Titanic ile kıyaslamıyorum ama bu da baya büyük ve haşmetli bir gemiydi. Sadece bavulları verdiğimiz yer bile birkaç spor salonu büyüklüğündeydi. Geminin içinde her katta kafeteryalar, film izleme salonları, casinolar…
Camlar devasa olduğu için bir yandan Ege denizini yara yara gidişimizi izlemek, sonsuz maviliğe ilerleme hissi, karadan çook uzaklaşma hissi…olağanüstü bir duyguydu.
Feriobot bileti alırken dikkat etmeniz gerekenleri yazıyorum:
- BlueFerry ile Santorini biletinizi alırken normal ve VIP seçenekler var. VIP olanı bilmiyorum ama normal olan bilette de birkaç kategori; biraz daha pahalı seçenekler var. Biz o 5 euro daha pahalı olan kategoriden almıştık daha güzel yerde otururuz belki diye. Ama herkes istediği yere oturdu, bize kontrol denk gelmedi, biz de istediğimiz yere oturduk. Yani çok da gerek yokmuş sanki 🙂 Bu cruise gemisi içinde gazinolar, cafeteryalarla o kadar büyük ki, camlar devasa ve neredeyse bütün oturulacak yerler harika. Zaten zamanımızın büyük bir kısmını da gemide dolanarak harcadık.
2. Adalarda, gemilerde falan her yerde kart geçmeyebiliyor. Yanınızda nakit para bulundurun.
3. Biletleri bastırın, bence feribotlardan 40 dakika önce iskelede yüzen bir adaya binmek için kendinizi hazırlayın. Bavulların konulması, giriş kontrolü vs. çok heyecanlı!
Bir anda etrafımız her milletten insanla dolmuştu. Kendimize güzel bir cam kenarı bulduk hemen. Çantalarımızı koltuğumuza koyup gemiyi uzun uzun gezdik. Hediyelik eşya dükkanları, resepsiyon falan var 🙂
Yerimize geri döndüğümüzde camdan dışarıya bir baktım ki; ne göreyim!
Güneş hayatımda hiç görmediğim belki de göremeyeceğim kadar büyük ve bütün ihtişamıyla suyun içine, maviliğin tam ortasına, tam karşımıza, yani basbaya kucağımıza batıyordu…
Hani karadan izliyoruz ya hep güneşin ufuktan batışını…Denizin ortasından izlemek çok başkaymış!
Sanki güneşin küçülüp kaybolduğu o ufukta, birlikte kocamandık bu kez. Şu an yazarken bile, tüylerim diken diken oluyor.
Yer ve gök birdi, deniz ve güneş birdi. Her yer kıpkızıldı, kocaman bir geminin içinde, haritanın en mavi yerlerinde hepimiz kırmızı minicik birer noktaydık. Kendimi sadece yeryüzünün küçücük bir parçası hissederek, son saniyesine kadar izledim bu ziyafeti...
Bu, güneşin o ana kadar gördüğüm en etkileyici haliydi…Ama gezi boyunca gün batımları beni sağdan sola savururcasına etkilemeye, güzelliğiyle büyüleyeme devam edecekti.
Gün battıktan, hava da karardıktan sonra kafamı tekrar geminin içine çevirdim. Avrupa’nın her şehrinden sevgililer kucaklaşmış, gençler sağda solda uyumaya başlamış, kimisi dost olup kaynaşmış, kimisi kitabına dalmıştı.
Hava kararınca da uzay boşluğunda süzülür gibi olduk bu sefer. Zifiri bir siyahın içine içine gidiyorduk hızla..
Hayatta en sevdiğim yolculuk gemi yolculuğu olacakmış meğer. Bu yaşımda anladım. Dikkatle etraftaki insanları incelerken, uyuyakalmışım. İçerisi de dışarısı da epey soğuktu.
Hareketli seslerin ve Can’ın omzumu dürtmesinin etkisiyle uyandım. Varmak üzereydik! Görevliler kapıdaki yerini almış, herkes sıraya geçmişti bile.
Aman yaa 1 sn neredeyim ben!! Haaa EVET Hatırladım!! Santorini’nin dibindeyim!
İndik.. Kapkaranlık bir kayalığın dibine!
E hani?
Kocaman yüksek kayalıkların dibine yanaşıp atıverdi bizi içinden sevgili Blue Star. Burası pek iskele, pahalı yatların limanı falan gibi de değildi.
Üç beş eski cafeterya ve otobüslerin olduğu garip bir limandı. Ee nerde olay..? Ben öyle hayal kırıklığı ile etrafa bakınırken Can bir otobüs buldu.. Sora sora rotasını teyit ettik ve içine yerleştik. Bildiğiniz yurdumun Elazığ otobüsüydü bu da, hani şu en eski, klasik AŞTİ tipi. Halbuki gri bir tesla bekliyordum Santoriniden 🙂
Neyse bizi götürsün de.
Motor çalıştı ve belki de hayatımızın en korkulu tırmanışı başladı.‼️ Zifiri karanlık da olsa, 90 derece dik kayalara tırmandığımızı görebiliyorduk!! Sanki gök kubbeye otobüsle tırmanmaya çalışıyorduk!Kaç dua okuduğumu hatırlamıyorum 🙂
Hele bir de, o küçücük yoldan tamamen Z çizerek döne döne tırmanırken, başka bir otobüsle karşılaşınca!!!! Bu nasıl bir otobüs kullanmaktır ey Zeus’un oğulları 🙂 Gökyüzünde karşılaşmış 2 otobüs, dik yamaçlarda sağ arka tekerini sabitleyip tamamen onun üzerinde dönüş yapıyor…
Neyse artık, demek ki Santorini gökteymiş. O zaman biz de göğe yükseleceğiz bir şekilde..😅
SANTORİNİ (THERA=THİRA)
Bu kelimeler benim kafamı karıştırmıştı o yüzden baştan yazayım dedim. Santorini adası birçok yerde THERA veya THİRA diye de geçiyor.
Tamamen volkanik bir ada bu. Zaten bir volkanik patlama sonucu çöken 73 kilometrelik alanda bir koy oluşmuş ve Santorini böyle kurulmuş. 200 ve 400 metre yüksekteki dik kayalıklarla çevrili adanın, o dik kayalıklarından tırmandık işte otobüsle 🙂
Neyse ki çok sürmeden düzlüğe çıkmıştık ama benim gözler de korkudan baykuş gibi açılmıştı. Gecenin körü de olsa tekrar uykuya dalmam zor görünüyordu. Bizim otelin durağına da hemen geldik.
Kaldığımız bölge (FİRA) idi. Şimdi de onu anlatayım;
Santorini’de 2 yerleşim yeri var.
Biri OİA biri de FİRA.
OİA tam olarak o bembeyaz yamaçların ve mavi kubbelerin instagramda fotoğraflarını gördüğünüz yer. En ikonik ve en romantik bölge. Aynı zamanda akşam üzeri, gün batımında turist akınına uğrayan ve geceliği yüzlerce euro’yu bulan balayı otellerinin yeri de burası.
FİRA da diğer merkez. Elbette OİA o kadar güzelken buranın da eli armut toplamıyor. Yine aynı yamaçların kıyısındayız sonuçta ama OİA’nın romantizmi ve nostaljisi burada yok elbet. Adanın bütün eğlence yerleri, akşam yürüme, dükkan gezme sokakları, disko ve barların kralları, yeme içme mekanları falan da hep burada.
Santorini’nin Neresinde Konaklayacağınıza Karar Verirken Şunu Düşünün:
OİA’da hayatınızın romantizmini yaşarsınız. Güzellikten gözleriniz uyuşur birbirinizi göremezsiniz, o derece. Ama bölge gün batımından sonra odalarına çekilen çiftlerin sessizliğine bürünür, işte o sırada FİRA’da eller havaya!
Ve tabii konaklama seçenekleri Fira’da daha çok ve daha uygun. Yani kısaca, biz Fira’da kalıp OİA ye gezmeye gidip gelmeye karar verdik. Birkaç saat romantizm bize fazla fazla yeter dedik 🙂
Hangisine karar verirseniz verin; bilmeniz gereken şu ki bu iki merkez arasındaki mesafe çok. Yani bir de araç gerekecek. Otobüsler de var elbette ama bence en güzeli araç kiralamak, çünkü dağınık bir ada bu, aralarda yürünmeyecek mesafeler var.
Peki nasıl bir araç kiralamalı: Motor? ATV? Araba?
Bununla ilgili komik bir hikaye anlatacağım birazdan.Önce otelimizi anlatayım.
Otelimizi hiç zorlanmadan bulduk, otobüsün durduğu duraktan yürüyerek 10 dakika sürmedi varmamız.
Kapıya gelince çaldırdık. Üstten bir Yunan amca (sanırım otel sahibi) bize el salladı kapıyı açtı, sonra da kimse kimsenin yüzünü görmedi 🙂 Resepsiyon bile yoktu!
Zaten ödememizi de booking den yaptığımız için, onlar her gün odayı temizledi biz de zaten sadece birkaç saat uyumaya geldik.
Otelimizin adı Georgia Studios, Fira’da. Ben gayet tavsiye ederim. Tripadvisor linkini aşağıya bırakıyorum:
Tertemiz çok da büyük olmayan ama gayet yeterli bir oda, şirin bir balkon, bir de taştan sevimli bir banyomuz vardı. Ben oda beğenme konusunda epey titiz sayılırım, fiyatına göre buranın performansı gayet iyiydi. (zaten araştırırken fiyatları göreceksiniz.)
İçeride bir küçük ocağımız ve bardak çanağımız da vardı her sabah kahvemizi yaptık, yol üzerinde bir büfeden sallama çayımızı alıp onu bile içtik.
Burada toplam 3 gece geçirdik. Konaklama için 3 gece toplam 510 euro verdik. (Kahvaltısız) Ama rezervasyonu neredeyse 6 ay önce yaptık! Her geçen gün fiyatlar artıyor bunu gözlerimizle gördük, bilginize.
Bu story’de duyduğunuz tam anlamıyla zil sesi çıkaran kuş da 24 saat size komşuluk edecek 🙂 Bütün detayları @foodmoodtravel_ instagram hesabımda, Santorini hikayelerinde bulabilirsiniz.
GÜN 1.
Sabah heyecandan erkenden uyandık.
İlk iş, HER yurt dışı gezimizde yaptığımız gibi -en sevdiğimiz ve en uygun kahvaltı seçeneği olan- bize en yakın O FIRINI bulup börek, sandviç, kek vs. ne varsa yanına da kahvemizi alıp kahvaltı işini hallettik.
NOT : Yunan adalarında yediğimiz her böreğe bayıldık. Hele ki sabahları fırınlardan taze taze börek yemenizi şiddetle tavsiye ederim. Biz tatil boyu öyle yaptık.
Şimdi sırada hemen bir araç bulup adayı keşfetmek var 🙂
İşte hikaye geliyor: Biz adayı araştırırken ATV sürenlere çok özenmiştik. Fırına giderken de yolda çekik gözlü gencecik kızları ATV üzerlerinde saç savururken görünce, hemen en yakın ATV kiralama yerini bulduk. (Otelimizin tam karşısında!)
Dükkana girdik bizi tatlı bir amca karşıladı. Hemen parasını verip ATV’yi alıp gideceğiz sanıyoruz.
Ama yok.
Adam bizi sınava sokmasın mı! 🙂 Can’a hadi bakalım bir sür dedi. Nereden açılıyor, neresi fren, şunu nasıl yaparsın falan diye sorular sorup resmen POP QUIZ yaptı!
Birkaç kere Kilyos’da ATV’ye binmişliğimiz var, ama ne yalan söyleyeyim biz bu ani ATV sınavını geçemedik 🙂
Yani birkaç denemede çalıştırıp sürdük ama biraz sert fren yaptık. Adam bize şöyle bir baktı…sonra yok veremem dedi.
Hahahah 🙂 Başta çok bozulduk! Neredeyse küsecektik adama! Biz otobüs traktör kamyon bile süreriz amca, şu küçücük şeyi mi süremeyeceğiz, diyemedik!
Ama normal, anam babam arabamızı kiralayıp yola çıktığımız anda adamın bize o ATV’yi vermemesine o kadar şükrettik ki!
Bu bayırlı, dik yamaçlı ve arada o kadar uzun mesafeler olan adada ne yapacaktık acaba ATV tepelerinde!
Kafamız haşlanacaktı, eşyalar uçuşacaktı, her virajda ödümüz kopacaktı, Allah korusun yok yani hiç ATV’lik yollar değilmiş! Alsak da yarım saat sonra geri verirmişiz adama.
Araba kirası: Küçük bir yerle pazarlık edip çok da gösterişli olmayan ama işimizi fazlasıyla gören Chevrolet Aveo’yu günlük 40 euro’ya bağladık.
ATV kiraları ise: günlük 20-25 euro Karar elbette sizin.
Biz bu arabayla 2 tam gün boyunca adayı talan ettik desem yeridir. İlk iş, hemen bir sahil planı yapmak oldu.
Sıkı bir araştırmadan sonra, 2 gün içinde gitmeye karar verdiğimiz beach’ler şu şekilde :
1. PERİSSA – PERİVOLOS Beach
Uzuuuun bir plaj bu. Bu iki isim de aslında aynı sahilin kuzey ve güney tarafını temsil ediyor. Siyah kumlu, kıyıya doğru taş kum karışık bir plaj. Ama denizin içi sırf kum ve nefis. Bir kayanın gölgesinde denize girmek çok keyifli.
Perissa kısmı rahat, kimsenin para isteyip hesap sormadığı, yere havlu atıp denize girmelik bir plajken, Perivolos tarafı biraz daha lüksleşiyor sanki. Burada lux otellerin plajları ve upscale beach club’ler var.
Doğruyu söylemek gerekirse Santorini’de en sevdiğim plaj bu oldu benim. Yani böyle sakin, naif, kısık sesli güzel şarkıların çaldığı, havlunu da atıp güzelce denize girebildiğin, herkesin kendi halinde olduğu, kaliteli, huzur dolu bir plaj.
Hepsini gezdikten sonra dönüp dolaşıp yine buraya geldik hatta 🙂

2. KAMARİ Beach
Aslında deniz yoluyla Perissa’ya bağlı bir plaj burası da. Yani hemen yan yanalar. Aralarında bir kayalık (Mesa Vouno) var sadece. Bazıları tırmanarak geçiyormuş. Deniz taxi de varmış arada.
Arabayla da çok kısa, 20 dk bir mesafe. Sahil boyunca burada da yeme içme yerleri, küçük shoplar var. Fira’dan otobüsler de 15 dakikada geliyormuş.
3. RED BEACH
Burası da görülmeden dönülmez bence‼️
Kıpkırmızı kayaların içinde çok egzotik bir plaj. Küçük ve kalabalık, her gün burada denize girmek istemeyebilirsiniz koskoca Perissa varken, ama mutlaka bir görün derim.

İlk sabahımızı, kahvaltıdan sonra Perissa’da denize girerek geçirdik.
Biz denizdeyken karşımızda süper lüks bir yat vardı içinden hayatımda ilk kez gördüğüm bir su kayağı ayakkabısıyla, bir adam adeta denizin üzerinde kayarak yürüdü…Kim bilir Brad Pitt miydi, Jay Z mi 🙂 Yani bu olasılık bile ilginç.
İşte bu duygularla denize doyduktan sonra şu OİA neredeymiş gün gözüyle bir bakalım dedik. 🙂 Bugün OİA’yı gündüz gözüyle gezeceğiz, yarın da gün batımına gideceğiz.
OİA
Ben hayatımda bir yerden bu kadar etkilendiğimi çok nadir hatırlıyorum. Siz o kayaların tepesine, bunca muntazam bembeyaz evi nasıl yaptınız? O mavileri, o taşlı yolları bu mükemmellikte böyle bir estetikle nasıl ayarladınız? Ey Zeus’un oğulları…




Arabayı park ettikten sonra, OİA’nın girişinde tam karşıda bir kitapçı var. İşte o ilk dükkandan başladım ben ağzı açık gezmeye.
Hayatımda gördüğüm en güzel 2 kitapçılardan biriydi bu. (diğeri de Paris’teki Shakespeare&Co.)




Kitapçıyı talan ettikten sonra daracık yollardan yürümeye başladık. Öğle vakti olduğu için nispeten tenhaydı ve bu duruma çok sevindim.
İstediğimiz dükkana girip çıktık ve binlerce fotoğraf çektik. ABARTMIYORUM, gerçekten binlerce!
Boş olmasını ve vaktimizin bol olmasını fırsat bilip iyi ki de çekmişiz, ertesi gün batımında bu yollarda nefes alamayacak bir kalabalık olacağını tahmin etmiştim. Bakın bu boş dediğim hali:
RED BCYCLE restaurant da yürürken hemen karşınıza çıkan bir nimet. Burada içtiğim limonatanın tadı güzeldi; ama manzarasını, unutmam mümkün değil.



Aslında şuraya gidin buraya gidin diyebileceğim bir durum yok burada benim. Her adım, her saniye büyüleyici. Her taşa basın, her sokağa dalın. Her köşede her manzarayı içinize çekin. Her dükkana girin, içerisi küçücük olsa da bir pencere vardır kafanızı çıkartınca sonsuz maviliğe uzanan, büyülenin.

Bu küçücük dükkanın küçücük penceresinden kafanızı çıkarmak isterseniz sizi instagrama alayım 😊
Burası gerçekten Dünya’daki hiçbir yere benzemiyor. Güneşin altında yansak da, sırtımızdan şıpır şıpır ter damlasa da saatlerce ağzımız açık yürüdük bütün sokaklarını.

Bir de esmer amca dolanıyor sokaklarda akordeon çalarak 🙂 Çok çok aşırı güzel. Yani hiç de abartılmış, şişirilmiş bir yer değil burası. Herkes haklı binlerce fotoğraf çekinmeye çalışırken. Vakti, imkanı ve merakı olan herkesin hiç düşünmeden görmesi gereken ilk yer belki de.
Bir de gün batımını dinleyin tabi.
Yarın çok gezme telaşı olmadan akşamüstü tekrar gelip günü batıracak, yemek yiyip sakince şarap içeceğiz. Bu akşam ise Fira’da eğleneceğiz.
Otele dönüp dinlenmeden önce, yolda gün batımına çok az kaldığını fark ettik. İnanır mısınız, tamamen şans eseri şöyle bir tabela gördük 👉 (BEST SUNSET VİEW)
Gerçekten nereye gideceğimizi hiç bilmeden bu tabelayı takip ettik. Gün batımını kaçırmayalım, Fira bekler biraz daha dedik.
O kadar tatlı oldu ki bu spontane plan…
SANTORİNİ’DE ŞARAP
Burada örendik ki, Santorini eşeği ve şarabıyla meşhurmuş.
İnsanlar bu yokuşlardan tırmanmak için eşekleri kullanmış hep, hala da eşekle fotoğraf çektirenler çok. Ata binenler de var.
Şarap ise şöyle; bu adanın volkanik topraklarının tamamen kendine has dokusunun tadıyla yetişen üzümlerden üretilirmiş şaraplar. Pek çok bağ var şarapçılık adada epey önemliymiş. İçin, alın, tadını çıkarın.
Biz de BEST SUNSET VİEW yazan mekanda adaya has şu şarapların tadına bir bakalım dedik.
NOT : Olay genel olarak çok büyüleyiciydi, ama şaraptan beklentinizi çok da yüksek tutmayın derim. Veya bize en iyisi denk gelmedi.. bilmiyorum. Çok da önemli değil, şu manzaraya bir bakın.


(Bütün fotoğraf ve videoların hakları saklıdır.)
Günü batırdıktan sonra otele dönüp, kendimizi Fira gecelerine hazırladık.
FİRA
Romantizm odaklı değil, tamamen eğlence odaklı bu merkez. Açlıktan ölmüşüz, hemen ikişer GYROS gömdük ilk gördüğümüz yerde.

GYROS: Her gün en az ikişer tane yediğimiz tavuk döneri bu memleketin. Sadece Santorini’ye has değil yani, Yunanistan’ın genel olarak.
Bildiğiniz, tırnak pide içine tavuk döner soğan ve domatesi koyup nefis yoğurtlarıyla sosluyorlar. 3 max. 5 euro ya öyle güzel doyuyorsunuz ki anlatamam!!
Yunanistan turumuzun en çok tüketileni zaten bu GYROS VE MYTHOS (biraları) oldu 🙂
Fira’da her köşe başında var Gyros’çu. Mykonos sokaklarını da andırıyor şimdi düşününce. Yani elbette hepsi birbirine benziyor ama hepsi birbirinden o kadar farklı ki bir yandan..
Fira sokaklarını da güzelce gezdikten sonra bir bara girdik. Karşımızda zirifi karanlıkta parlayan ışıl ışıl mekanların ve ne kadar yüksekte olduğumuzu hatırlatırcasına parlayan sudaki gemilerin minicik ışıklarıyla içtik.
Artık ne içtiysek (bir de ne yorulduysak) barın adını hatırlamıyorum ama hepsi aynı ve hepsi çok güzeldi…

GÜN 2.
İlk günü o kadar dolu geçirdik ki, sanki bir gün değil bir haftadır buradaymışız gibi hissediyordum. Bu sefer manzaralı bir cafe’de yumurta yedik. Ama böreği tercih ederdim.
Ve yine denize gittik. Sakin ve uzun uzun güneşlenip dinleneceğiz, sonra Fira’da biraz gün gözüyle gezip romantik Oia sunset için hazırlanacağız.
ADRESİMİZ: RED BEACH
Yukarıda yazdığım gibi, burası da görülmeden dönülmez bence. Uzun uzun denize girmesek de, kırmızı kayaların büyüsünü hissetmek gerek.
Nitekim, burayı gördükten sonra yine Perissa’ya gidip bir kere daha orada denize girdik. Sonra Perissa’dan Kamari beach’e geçtik.
Sahilleri iyice gezmiş olduk böylece. Sonra biraz Fira’da dolandıktan sonra otele dönüp dinlendik, üst baş değiştirdik. İyice süslendik.
Akşam romantik bir OİA gün batımıyla ve başbaşa güzel bir yemekle nefis bir kapanış yapacağız Santorini’de…
OİA SUNSET
Bir tepede yüzlerce insan toplanıyor OİA sunsetini izlemek için. Merdivenlerin tepelerinde herkesle sırt sırta izliyorsunuz güneşin süzülüşünü.

Tekneler de geliyor tam bizim durduğumuz kayanın altına.
Demek ki, en meşhur yer burası. Bilmiyorum ki sürü psikolojisiyle tesadüfen bulduk biz de.. Kimisi pahalı restoranlardan yer ayırtıyor. Bizse sokaktaydık herkesle iç içe.
Tam karşımızdaki restoranda, herkesin gördüğü manzaranın da en net göründüğü masada bir çift göz göze oturuyordu. Otellerin küçücük havuzlarında bazı çiftler manzaraya karşı şaraplarını içiyordu. Yine o akordeoncu amca sürekli romantik şarkılar çalıyordu.
NOT: Siz siz olun buraya bekar gelmeyin! 🙂 Siniriniz çok bozulur.
Şampanyalar geldi o karşıdaki masaya, çiçekler de geldi derken adam diz çöküp kıza evlenme teklif etmesin mi! Farklı farklı milletlerden, tepeye konuşlanmış yüzlerce kişi aynı anda alkışlayıp çığlıklar atmaya başladık.😍
Yanımda Japon bir kız vardı, göz göze geldik. Gözlerimiz doldu. Şimdi yazarken bile bir garip oldum. O kadar güzel bir duyguydu ki, Dünya’nın dört bir yanından birbiriyle alakasız o kadar insanın, aşk için alkış tutması…
Sanki bize gelmiş teklif gibi sevindik ağladık falan bütün kızlar 🙂
Bu duyguyu ve bu gün batımını, hayat boyu unutamam…
Bu turdaki bütün adalar hakkında nefis şeyler yazacağım. Ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; bütün o gezdiğimiz adalar içinde, Santorini en nev-i şahsına münhasır olanı idi.

Coğrafik olarak bir volkanik adanın yüzlerce metre yüksekteki kayalıklarının tepesinde, bembeyaz sokaklarda her an nefis bir manzarayla karşı karşıyasınız. Pahalı evet, ama eminim ki hiç pişman olmayacaksınız.
Not: Bütün fotoğraf ve video hakları saklıdır.