MOOD

Üniversite tercihi yapacak gençlere, zamansız bir mektup.

Birkaç gün içinde hayatındaki en önemli kararlardan birini vereceksin.
Çok çalıştın, çok bunaldın, çok zor bir seneyi geride bıraktın. Biliyorum.

Tercihini yaparken ufak bir katkı sağlayabilmek için sana kendi seçim sürecimden, marka bakış açısına göre kazanmanın formülünden, keşke o yaşlarda bilseydim dediklerimden ve biraz da ODTÜ’den bahsedeceğim. Yazının en sonunda ise 11 senedir yurtdışında çok iyi bir pozisyonda mesleğini icra eden bir Gıda Mühendisi bir dostumdan Gıda Mühendisliği ile ilgili merak ettiğin bütün soruların cevaplarını bulabilirsin.

Öncelikle içinde olduğun psikolojiyi, üzerinden 10 sene geçmesine rağmen DÜN gibi hatırladığımı ve hiç unutmayacağımı bilmeni isterim. Stresten parmaklarımı yolduğum, krizlerle ve isyanlarla geçen; hayatımın en zor yılı dediğim o bir yıl boyunca hayatımın tek 1 amacı vardı, o da ODTÜ’ye girmek.

Bir bahar sabahı kampüsü gezip, aşık olmuştum bu okula bir kere. Benim sınava girdiğim sene, sistem değişti, puanlar düştü, bir şeyler oldu, tercih yaparken aklımda fikrimde kalbimde 1 tek soru vardı, bölüm hiç önemli değil: ODTÜ’de neresi tutuyor onu söyleyin? Bu bir nevi takıntı idi. Umarım sen de bu bağı hissedebilmek için aklındaki bütün kampüsleri gezebilmişsindir tek tek. Gez.

İnşaat, kimya, gıda…Koydum önüme seçenekleri. Önce okulu, sonra puanım yetenlerden hoşuma giden bölümü seçtim. İşte ben böyle yaptım tercihimi. Çünkü bana 2 soru az yaptın diğer bölümü asla okuyamazsın diyen bomboş bir sistemin içindeydim. Hala da öyle.

PEKİ ŞİMDİKİ AKLIM OLSA NE YAPARDIM?

Şimdi söyleyecek olduğum şey, şu an yapmakta olduğum işin sebebi. Ancak 10 senelik iş tecrübesi ve bir yüksek lisans eğitimi daha yaparken anlamış olduğum bir hakikat. Lütfen aklının bir köşesine yaz. Bir gün mutlaka beni anlayacaksın.

Bu dünyanın bir tane bile daha, iyi seviyede işini yapan bir meslek sahibine ihtiyacı yok. Tıpkı çöldeki kum taneleri, okyanustaki su damlaları gibi her ne seçersen seç aynısını yapmakta olan hem de gayet iyi yapmakta olan binlerce insan taneden biri olacaksın. Ve bir şeylerin tıpkı tanesi olmak, özellikle de böyle bir devirde, üzgünüm ama sana pek bir şey kazandırmayacak.

Eğer avantajlı, farklı, daha başarılı ve önde olmak istiyorsan; kendini geriye kalan herkesten ayırmak; yaptığın şeyde parmakla gösteriliyor olmak ve diğer herkesten ayrışmak istiyorsan; seçtiğin mesleği herkesten farklı yapıyor olmanın bir yolunu bulmak ve o yolu bulmak için ömür boyu çalışmaya razı olmak, kısaca FARKLILAŞMAK ve FARKLILAŞMAK ve farklılaşmak zorundasın. Bu aynı zamanda, kişisel marka olmaya da giden ilk adımın olacak.

Tekrar ediyorum ve altını çiziyorum. Fark ettiysen, daha iyi olmak zorundasın demiyorum. Daha iyi olmak için, daha farklı olmak zorundasın diyorum. Unutma, her zaman, mutlaka ama mutlaka senden daha iyileri olacak. Mühim olan şey sadece iyi olmak değil, fark yaratabilmek. Özgün ve ters köşe olabilmek. Bunun için iksirin içine mutlaka bilginin en sağlamını, tutkunun en kırmızısını, sabrın ömür versiyonunu ve bol kepçe de yaratıcılığını eklemen gerekecek. Ahlak ve vicdan kısmına hiç girmiyorum bile!

Sen bunu hangi meslekte başarabilirsin?

Senin özünde, neyi herkesten daha farklı yapmaya ömür boyu yetecek istek ve yetenek var?

Senin olayın ne?

Yaşam amacın ne?

Kalbinde neye adanmak var?

Gözünü kapat ve kendini o şeyi yaparken hayal et…

Biliyorum çok zor sordum. Hatta bu dünyada, bu sorunun cevabını bulabilmiş çok az insan var. İşte bu yüzden sen, sorunun cevabını hayatta ne kadar erken bulabilirsen, o kadar çok kendini gerçekleştirebileceksin. Eğer bu sorunun cevabı elinde hazırsa, aldığın puan ne olursa olsun herkesten onlarca hatta yüzlerce sayı öndesin! BRAVO! O tutkuyu TUT. Ve kim ne derse desin asla bırakma!! Sadece ama sadece ona odaklanıp, o mesleği olabilecek en iyi okulda okumaya çalış. İdealin büyükse, kendine güveniyorsan ama şuanki puanın el vermiyorsa bir kere daha gir sınava. Bir sene, bir ömüre kıyasla asla bir kayıp değil.

Peki ya bu sorunun cevabını bilmiyor hatta bunu şimdiye kadar hiç düşünmemiş, sayılar ve sınavlar içinde sürüklenmiş ve kararsızlıkla etrafına bakınıyorsan…

Üzülme ve korkma. Çünkü herkes böyle. Ben de böyleydim.

Çok az şanslı bir azınlık, fark edilmemesi imkansız bir yetenekle doğup küçük yaşta kontrolsüz resim çizmeye, çift elle piyano çalmaya veya kafadan çift sayılı rakamları çarpmaya başlıyor olabilir. Geri kalan hepimiz içimizdeki o yaşam amacını ve bizi farklı kılacak olan adanmışlığı bulmak için uzun veya kısa yollardan geçecek ve en sonunda bu sürece ‘hayat’ diyeceğiz.

Az önce yazdığım şey dediğim gibi, yıllar ve kitaplar; gözlemler ve birçok dersten sonra öğrendiğim çok basit gibi görünen ama bence başarının tek sırrını taşıyan özet bir bilgi. Ve bu bilgiyi bize kimse ne okullarda öğretiyor, ne de kitaplarda okutuyor. Bu ‘farklı bir söz verme’ öğretisi, bir anlamda ‘marka olmanın’ da baş kuralı. (Markalama dediğim, benim sonradan yüksek lisasını da yaptığım ve şu an yapmakta olduğum meslek oluyor. Yani ben de bu konuya adanmış durumdayım.)

Yaşam amacın olan bir konuya odaklanıp, onun en farklı ve en ters köşesi olmak bir kenara dursun; çocukluğumuzdan beri aynı kıyafetler, aynı kitaplar hatta aynı kitap kılıfları, aynı sorular, aynı cevaplar, aynı elemeler, aynı beklenti ve standartlarla tamamen birbirinin kopyası olmamıza güdülen bir sistemin içinde bizim, bunu kendiliğimizden küçük yaşta anlamamız ve uygulamamız pek olası değil.

Peki ben ne yaptım?

Şimdi böyle klavyenin öte ucundan, sana söyleyebileceğim ve altına imzamı atabileceğim tek kesin bilgi, yukarıda yazdığım sorunun cevabının (herkesten farklı olan o vaadin) ‘hayat stratejinin’ tek çıkış noktası olacağı. O cevaba giden yolda geçireceğin süre ve yapacağın bütün seçimler ise hayat deneyimin olacak. Kendine en yakın hissettiğin noktadan başlayıp, yolculuk için en keyifli, en öğretici, en açık ve meyve ağaçlarıyla dolu olan yolu seçmelisin.

Bu, nihayetinde senin tam kalbinden çıkması gereken çok şahsi bir karar olsa da, seni yol ayrımında biraz daha rahatlatabilmek için, kendi deneyimimi anlatabilirim, bir fikir olması açısından…

En başta anlattığım gibi bir bölüm veya mesleki bir ideal konusunda ben de kesin karar verebilmiş, adanmaya gönüllü olabilmiş, şahsi tutkumu henüz bulabilmiş değildim; bir çok şeye gönlüm kayıyor ve hepsini de ihtimal dahilinde görüyordum seçimimi yaparken. ODTÜ’de puanımın izin verdiği bölümlerden olan Gıda Mühendisliği, tercih yaptığım sene ilk kez Kimya Mühendisliğinden ayrılan popüler bir alandı ve alan olarak ‘gıda’ benim ilgime ve sempatime sahip olduğu için seçtim gitti.

Fakat sonradan, benim endüstriyel üretim hattına, kurumsal hayata, fabrika mühendisliğine, herhangi bir beyaz yaka geleceğine çok da ait olmadığım, tam tersine bütün ruhumla bir girişimci adayı olduğumu anlamam, çok uzun sürmedi.

Okuduğum süreç boyunca bölümden başka her şey ilgimi daha çok çekiyordu. Hatta bölüme o kadar az uğradım ki, hocalarım beni hep Erasmus (değişim) öğrencisi sandı. Ya matematik bölümünde batak oynuyordum, ya müzik topluluğu odasında film izliyordum… Yersiz yurtsuz gibiydim bir süre kampüste. Ama asla mutsuz değil! Keşiflerle ve gözlemlerle dolu, dünyanın en mutlu ve keyifli evsizliğiydi bu.

Mühendislik seçersen, ilk seneler seçtiğin bölümün ne olduğunu zaten pek hissetmeyeceksin çünkü bütün mühendislerle aynı amfilerde, aynı temel dersleri okuyor olacaksın. Son senelerde bölüm dersleri ve seçmeli dersler başlıyor. Açıkçası, herkesle aynı temel eğitimden geçmek harika!, fakat elektronik ve bilgisayar öğrencileri ile aynı dozda teorik bilgiyle yüklenmek beni biraz bunaltıyor; daha ziyade saha, sıcak deneyim ve uygulama alanlarına ihtiyaç duyuyordum. Sonraları düşününce; hiçbir bölüme yüzde yüz ait hissetmemem çok normalmiş, çünkü ben bir girişimciyim. Bunu daha önce fark edip en direkt yoldan işletme okuyabilirmişim, fakat matematik ve fen kökenli bu uzun ve zorlu yolda kesinlikle çok daha lezzetli piştim.

İşte bütün bunlar, en başta sorduğum sorunun cevabını küçük yaşta pek aramamış veya bulamamış olmakla ilgili dertlerdi ve netice olarak, cevaba giden yolda bolca deneyim yaşayacak olmak belki de işin en keyifli kısmıydı. Hatta belki de üniversite, tam olarak bu bulmacayı çözmek içindi!

Lütfen unutma! Okul sürecinden eline kalan en büyük şey asla dersler ve notlar olmayacak. Mezuniyet notun sadece kendine ve yaşam amacına doğru kat ettiğin mesafe, oluşturduğun çevre, kazandığın vizyon, okuduğun kitaplar, izlediğin filmler, denediğin hobiler, edindiğin kültür, tanıştığın insanlar, bulunduğun topluluklar, kazandığın uzlaşma, öğrenme ve problem çözme kapasitesinden ibaret olacak.

Bana dönecek olursak; okuduğum süreç boyunca, Gıda Mühendisliğini masa başında veya üretim hattında beyaz yaka olarak yapmayacağım, fakat hayatımın bir döneminde muhtemelen gıda alanında veya farklı bir alanda girişimci olacağım belli olunca seçmeli derslerimi tamamen buna yönelik seçtim.

Öğrenmek isteyene, bütün amfilerin kapısı ve bütün kitapların kapağı açık! Diğer bölümlerden özellikle de işletmeden çokça ders aldım. Hatta son sınıfta, işletme bölümünden girdiğim girişimcilik derslerinden biri sayesinde, dersin hocasının (Gamze Cizreli) yanında işe başlayacaktım! Madem bizim okulda bir bölüm olarak girişimcilik öğretilmiyor; öyleyse stratejim işi çok iyi bir girişimcinin yanında öğrenmek olmalıydı. Hocamın yakasına yapıştım ve henüz mezun bile olmadan ilk iş sözleşmemi imzaladım. Birkaç sene sonra yılın en iyi kadın girişimcisi seçilecek olan Gamze Cizreli, bir Ankara markası olan BigChefs’i yeni yaratmıştı. Birlikte İstanbul’a taşındık ve çalıştığımız uzun seneler boyunca BigChefs markasını 50’nin üzerinde şubesi olan bir dünya markasına dönüştürdük…Ben bu süreçte İstanbul’daki sayısız ajansla tanışma, onları marka tarafından yönetme ve yeni markalar yaratma süreçlerinde aktif olma fırsatı buldum. Sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ‘marka’ üzerine yüksek lisansımı yaptım ve edinmiş olduğum çevre ve deneyimin de ilavesiyle kendi butik marka ajansımı kurdum.

https://www.vudeja.co/

Kaderinin sadece seçtiğin okul ve bölümle de sınırlı olmadığını, hayatında attığın her adım ve aldığın her kararın, gelecek haritanda sürekli mürekkep izleri bırakacağını sakın unutma! Bu seçim bir son değil, bilakis sonsuz olasılıkların bir başlangıcı.

 

Konumuza geri dönecek olursak, bölümüm ile ilgili kocaman soru işaretlerim olsa da, okuduğum süre boyunca mühendis düşünce altyapısı beynime işliyor, merakım ve öğrenme hevesimden dolayı derslerim de gayet iyi gidiyordu. Fakat sadece kendi çöplüğümü bulmam gerekiyordu.

Yersiz yurtsuzluğumun ilk sığınağı, okulun müzikal topluluğu oldu. (ODTÜ Müzikal Topluluğu – The Company) Müzik, dans, tiyatro işte bunlar aşırı ilgimi çekiyordu. Benim gibi olanları biran önce bulmam gerekti. Bu arzunun üniversitedeki karşılığı, topluluk hayatıydı ve hangi okulda okursan oku, eğer herhangi bir topluluğa üye olmadan bitirirsen kendini sakın mezun olmuş sayma. Bu Bahamalar’a kadar gidip denize girmemekle aynı şey olur. Unutma ki bir keşif yolculuğundasın; farklılıklardan, özgün ruhlardan, yeteneklerden, fikirlerden ve insanlardan beslenmenin, sosyal bir çevrede pişmenin, onlar aracılığıyla kendine varmanın peşine düşmek zorundasın.

Ağır ateşte daha lezzetli pişmek için, kendine bolca ve mümkün olduğunca farklı baharatlar katmanın peşine düş! Her farklı insanı farklı bir baharat olarak düşün; sadece tuz ve karabiberle yetinme! Biraz defne yaprağı, kişniş, dağ kekiği, yaban otu, kakule, hatta uzak diyarlardan gelen ismi konulmamış yeni, özgün, egzotik ve enteresan bütün baharatları tut yakala! Hepsi sana lezzet katacak. Ve sonunda sen, farkı görüşlere ve fikirlere hoşgörü ile yaklaşan, olaylara birçok bakış açısı geliştirebilen, uzlaşmacı ve ilerici bir istikbal olacaksın!

 

Nitekim, topluluğa girince fark ettim ki, benim gibiler ne kadar çokmuş! Üniversite zaten avuç dolusu kaşif kaynıyormuş. Kimya, elektronik, matematik, mimarlık, inşaat, endüstri, genetik…bölümünü, kendini, hayatı arayan ve sorgulayan herkes, benimle aynı ruhu taşıyanların hepsi kendini müziğe teslim etmek üzere burada toplanmış!

Bölümü takıntı etmeden sanatla birleşen mühendisler, mimarlar, işletmeciler; müzisyen, dansçı, oyuncu, belirli, belirsiz bütün kimliklerimizi ve yeteneklerimizi alıp bir köy oluşturduk orada.

Tamamen bize ait olan bu köyde; ağır ateşte pişmeye başladık. ‘Calculus’ ve ‘termodinamik’ ten ziyade, kendimizi de öğrenmek hevesiyle.
Birbirimize bakarak kendimizi sınadık,
Daha iyilerimizin yanında kibirimizden arındık,
İlham, dostluk ve zekayla birbirimize sarıldık,
Sahnelere çıkıp bütün dünyaya varoluşumuzu haykırdık,
Hayatın matematikten ve fizikten ibaret olmadığını, en keyiflisinin birleşip ortaya bir şeyler koymak olduğunu birlikte anladık.

Ve sonuç olarak hepimiz farklı bir bölümden mezun olduk: ‘Farklılıklara ve eleştiriye açık, saygılı, empati sahibi ve aklıma ne koyarsam yaparım özgüveniyle’.
İnsana ve en çok da yurduma bir tek ve en çok da bu lazımdı belki de!
Sonra çoğumuzun meslekleri değişti, başka okullar da okundu… Zemin sağlamdı, üzerine ne istediysek konuldu.

Yani sana son olarak, can-ı gönülden diyeceğim şey şu:


Eğer ilk sorunun cevabında net ve kararlı değilsen, kendini sadece bu cevabı bulmaya adamalısın. Bunun için harcayacağın zamanı en doğru şekilde değerlendirmek içinse, köyünü doğru seçmelisin canım kardeşim‼️
Çünkü, seni besleyip büyütecek, sarıp sarmalayacak, büyütüp olgunlaştıracak, zihnini açıp sallayacak, seni her açıdan hayata hazırlayacak ve kendini buldurtacak olan o doğru köyde yetişirsen; büyüyünce de ne istersen olabiliyorsun🎓🥂

 

P.S: Herkesin köyü (okulu) kendine cennettir tabi ama iş hayatında yarattığı çevre, vizyon ve avantajlar sebebiyle Boğaziçi, Galatasaray ve Koç gibi köyler de hep aklımın bir köşesinde kalmıştır(!) Hatta daha büyük bir sır vereyim; başka diyarlara gitme şansım olsa, tercihimi yurtdışında bir köyde de değerlendirebilirdim! Sonuç olarak, doğduğun kadar okuduğun köy de biraz kaderindir.

@myartisreal

Şimdi gelelim bölüm olarak Gıda Mühendisliği seçmek isteyen ve bu konuda fikre ihtiyaç duyanlara!

Bu kısım için (ben fiilen Gıda Mühendisliği yapmadığımdan) ODTÜ Gıda Mühendisliği mezunu olup 11 senedir yurtdışında görevini başarıyla icra eden yakın bir arkadaşlarımdan bilgi ve tecrübelerini aktarması için destek istedim. Yazının devamını bilerce teşekkürle Nurdan’a devrediyorum.


Merhaba, ben Nurdan. Odtü Gıda Mühendisliği 2011 mezunlarındanım. Okurken de, mezun olduktan sonra da sektör dışına çıkmayı hiç ama hiç düşünmedim. Bunu nedense mümkün görmeyenlerdendim ama esnekliğini kullanıp başka sektörlerde çok güzel işler yapan arkadaşlarım da mevcut, bknz Gizem 😊 O yüzden hem bölümden devam eden hem de bambaşka yollar seçen iki örnek görmek eminim okuyan herkes için de çok rahatlatıcı ve ufuk açıcı olacak.

Yaklaşık 11 yıldır yurtdışında (1 yıl staj ve 10 yıl mühendis olarak) global bir şirketin (Mars Inc) Ar-Ge departmanında çalışıyorum ve ay sonunda 5 kişilik bir ekip yönetmeye başlıyorum. Milletimi ve okulumu bu büyük havuzda temsil ettiğim icin çok gururlu ve mutluyum.  

Neden ‘Gıda’ ?

Bunu uzun uzun anlatacağım çünkü sizlere en faydalı olacağım kısımlardan biri bu „thinking process“ (düsünme yolu).

Ben de herkes gibi çok sıkı çalışarak girdim üniversite sınavına. Tıp ve diş mesleğini icra edemem ama eczacılıkta iyi para varmış rahatmış dediler o zamanlar 😊 Puanlar bir geldi, biraz uzaktaki eczacılık fakülteleri tutuyordu ve bana alternatif lazımdı. 11bininci sıralamayla bir çok mühendislik ya da sayısal bölüme girebiliyordum.

Havalı inşaatlar, bilgisayarlar, makine mühendislikleri, matematik, fizik, kimya bölümleri, hepsi gelecegin mesleğiydi. Ama gireceğim üniversiteler ülkenin en az ilk 5inde olmalıydı. Ve şakasız ilk iş şuna baktım: Bu ilk 5 üniversite her yıl bu bölümlerden toplam kaç mezun veriyor? Ve, her sene 1000 küsür en iyi okullardan mezun olmuş su gibi İngilizce konuşan ve ikinci dili de olan bin küsür insandan sonra, ben iş bulma konusunda nasıl bir rekabete girebilirim…?

Sonra tekrar baktım bu ilk 5 okula, ben elimdeki puanla bu okullara girip burada hangi bölümlerde eğitim alabilirim? Benim için önemli olan okulun kalitesi, sağladığı olanaklar, vizyon, getireceği çevre ve tabi ki özgeçmişte nasıl durduğu, yani profesyonel alandaki kuvvetiydi.

Gıda Mühendisliği karşıma çıktı bu süreçte. Yeni duyulan bir bölümdü ama bir düşündüm de, EVET! Ulusal veya global düzlemde yaşabilecek en distopik senaryoyu hayal ettim; insanlık yeni bir bilgisayar ya da telefon almasa olur, yeni bir ayakkabı, beyaz eşya, kozmetik malzeme ve hatta kıyafet bile almasa, hiç gezmese, internete dahi girmese, ya da yeni bir makine geliştirilmese de olur. Ama, yemeden yaşayamayız. Bu hayattaki en temel ihtiyacımız budur. Gıda hiç durmayacak ve bitmeyecek bir sektör ve ben durmayan bitmeyen bir sektörde yer almak istiyorum, dedim kendi kendime.

Etrafımdaki herkes önce bir şaşırdı, hatta kimisi dalga gecti; efendime söyleyeyim aşçı mı olacakmışım, e yemekleri artık hep ben yaparmışım, mezun olunca otelde mi çalışacakmışım, yoksa restoranda mı çalışacakmışım, ay iş bulamazmışım, bosverecekmişim başka bölüm mü yokmuş, aaa tutmamış mı yoksa…ve daha neler neler.

Hepsine kulaklarımı tıkadım. Sadece istediğim birkaç okulun eczacılık bölümünü yazdım ve Odtü-İtü-Ege Gıda Mühendisliklerini sıraladım. Ve en güzel haber geldi Odtü’den, bölüme böylece girmiş oldum. Özetle okul seçmeye çalışırken aslında çok sevdiğim mesleğimi de bulmuş oldum. Keza, son bir yılı aşkındır içinden geçtiğimiz korona döneminde yaşadıklarımız, o yukarıda yazdığım cümleleri kuran herkese de tek kalemde cevabını verdi.

Artık herkes bence daha iyi anlamıştır ki, Gıda alanının iş bulma kapasitesi hep vardır ve insan yaşadığı müddetçe hep var olacaktır. Hatta şimdi eskiye göre sektör daha da gelişmeye, genişlemeye başladı ve mevzuatlar da yavaş da olsa ilerlediği icin her geçen gün daha çok iş kapıları açılmaya başladı. Ama maalesef hala global ölçekle kıyaslanacak bir durumda değiliz.

Yurtdışında ise durum çok daha pozitif. İngilizcenizi ve ikinci dilinizi hazır edin, okurken olabildiğince staj ve teknik deneyim edinin, mümkünse yurtdışında staj veya Erasmus/master yapın, üzerine bir de sosyal aktivitelerde ve kulüplerde calışma deneyimi de ekleyin. Böylece en büyük global şirketlerden yeni kurulan start-uplara, sivil toplum kuruluşlarından, üniversitelerde araştırma merkezlerine, süper premium gıda ürün üreticilerine kadar geniş bir yelpazede iş alanlarının kapısı size açılacak.

Sadece şu soruya cevap verebiliyor olman önemli: Neden seni işe alalım? Sen, sen olarak digerlerinden farklı ne yapacaksın ne getireceksin? (bu konuya zaten Gizem yazının başlarında çok açık ve uzun şekilde değinmiş)

Benim farkım örneğin; insan gidası prensiplerini hayvan gıdasına uygulamak oldu. Nam-ı diger „petfood“. Bölüm başkanım, ‘Emin misin Nurdan?’ dediği halde bunu yaptım ve başardım. Sanıyorum ki başarı, risk alıp kendi vizyonunuzu takip edince geliyor. Ve sanıldığının aksine, aç falan kalmıyoruz, çok güzel paralar kazanıyoruz.🤫

Gıda Mühendisi ne yapar ?

Önce mutfağınıza, sonra midenize giren hemen hemen her şeyi biz icat ederiz.

Geliştiririz, üretiriz, test ederiz, verimini ve sağlığa uygunluğunu denetleriz, yenileriz, inceleriz, paketleriz, pazarlarız, satarız. Bunların sizin için en iyi olmasını sağlar ve size ulaştırırız.

Ay bugün çok yorgunum bir makarna veya hazır çorba yapayım dediğinizde, film izlerken önünüze alıp atıştırdığınız cips veya çerez poşetinde, içeceklerinizde, kahvaltı masanızdaki peynirlerinizde, zeytinlerinizde, ekmeğinizde, özel bir yemek için kullandığınız soslarda, yarı işlenmiş konserve sebzelerinizde…yani aklınıza gelip midenize giren her şeyde biz varız. 😊

Gıda mühendisi, tüketicilerin yeme içme alışkanlıklarına göre yüksek ölçekte üretilebilecek ürünler düşünür, dizayn eder ve üretir. Bu konseptler icin ham maddeler araştırır ve geliştirir. Bu ham maddeleri sağlayan tedarikçilerle de çalışabilir.

Ürün konseptini önce küçük 10-100-1000kg gibi ölçeklerde test eder. Tüketiciden geri bildirim alıp bu doğrultuda iyileştirmeler yapar. Ürünü üretebilmek için diğer makine mühendisleriyle birlikte process’i ve makinaları dizayn eder, yaratır, test eder. Büyük ölcekte üretim testi yapıp son ürünü yine tüketiciye sorar. Bu ürünün gerekli analizlerini yaparak tüketici sağlığına ve yönetmeliklere uyumlu olup olmadigini kontrol eder ve uyumlu olmasını da garanti eder.

Üretimdeki rutin gıda kalite ve güvenlik parametrelerinden sorumludur, işler ters gittiğinde gerekirse üretimi durdurma, yanlış ürünleri yok etme, piyasadan çekme gibi sorumluluklara da sahiptir. Yani yarı zamanımızı bilgisayar başında, excel, email, raporlama ve toplantı ile; diğer zamanımızı da kolları sıvayıp testlere girerek, ürünleri denetleyerek ve bunlardan çıkan sonuçlara aksiyonlar belirleyerek geçiririz.

Kimler ‘Gıda Mühendisi’ olmalı, kimler olmamalı?

Aslında mühendislikten başlamak istiyorum Gıda özeline geçmeden önce.

Bu nasıl olmuş acaba? Bu nasIl yapılır? Neden böyle çalışıyor? Mekanizması acaba nedir? diye soran meraklı, detayları seven, denemekten ve yanılmaktan korkmayan, yanılmayı bir başarısızlık yerine bir deneyim ve öğrenme fırsatı olarak gören, hep daha iyisini ve bir adım sonrasını düşünen, geliştirmek isteyen, sorgulama ve problem çözme yeteneği yüksek olanlar mühendis olsun!!!

Bunun yanına bolca kimya ve biyoloji, biraz matematik, fizik, istatistik, doğal kaynaklara, yiyecek icecek trendlerine, tarıma ve üretime ilgiyi de ekleyiverirseniz, ortaya çıkardığınız şeyleri denemeye tatmaya da niyetlenirseniz, TEBRİKLER!! Mükemmel bir Gıda Mühendisi adayısınız. Ha, bunların hiç biri sizde yoksa eğer, o zaman bu bölüm size göre değil, üzgünüm.

Ben mesleğimi ve işimi gercekten sevdiğim icin kötü bir yan görmekte aslında zorlanıyorum ama eğer varsa bu bölümün olabilecek tek kötü yanı: Toplum tarafından pek bilinmemesi ve bilinmeyen kesinlerce hak ettiği saygınlığı görmemesi (en başta yazdığım yorumlarla karşılaşabilecek olmanız) olabilir.

Öte yandan freelancer olarak çalışmak bu meslekte çok mümkün değildir. Ürün ve ürünün üretim aşamalarıyla iç içe olmanız gerektiği icin ilk 8-10 yıl mutlaka ofise ya da fabrikaya bağlı çalışmalısınız. Fiziksel katilim şart. Korona bize esnek 50:50 evden ve ofisten çalışmanın mümkün oldugunu öğretti fakat bu meslekte bilgisayarım neredeyse oradaçalışırım durumu çok mümkün değil.

Bu bölümü nerede okumalı?

Övünmek gibi olmasın ama ODTÜ kalitesinden bahsetmeden edemeyeceğim. Lokasyon olarak (Ankara) sektöre görece uzak kalıyor evet. (sektörün yoğun olduğu yerler: İstanbul İzmir, Bursa, Eskisehir ) ve bu bir dezanavataj olarak görülebilir. Ama bununla birlikte okulun sağladığı eğitim ve sosyal olanakların (100% ingilizce egitim, dil dersleri, sosyal kulüpler, vizyon genişleten secmeli dersler, spor olanakları, kampüs ortamı, insan kalitesi vs) profili birkaç tık daha öne taşıdığını düşünüyorum.

Elbette bu demek değildir ki başka yerde bu olanaklar yok, elbette var ama ODTÜ prestiji ülkede biliniyor ve sayılıyor. Bunun gururunu bir ömür boyu yaşayacağını garanti ederim. Öte yandan eğer farklı bir şehirden Ankara’ya gelmeyi düşünüyorsan KORKMA, sanıldığı kadar sıkıcı degil. Hele ki ODTÜ’de kampüs hayatı A’dan Z’ye birbirinden farklı fikirlerle, kişiliklerle, gelir durumu – ırk – memleket farketmeksizin birbirine saygı ve hoşgörüyle yaklaşan güzel insanlarla bir arada bulunup, doyasıya üniversite hayatı yaşayıp, çok eğlenip öğrenebileceğiniz, hayatınızın en güzel 5 yılı olabilir, iddia ediyorum 😊

Son olarak iletişime geçmek isteyen genç arkadaşlarımıza ve yeni mezunlarımıza kariyer konusunda şimdiye kadar hep destek olduğumu ve olmaya da devam edeceğimi belirterek yazımı sonlandırıyorum. Gelecek sizlere emanet!

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir