Seyir defteri, Nisan, 2022
Son zamanlarda seyahatlerim üst üste geldi.
Normalde hayal destinasyonum olan Positano-Amalfi rotasını sindirmek ve tabii yorgunluğunu atabilmek için haftalarca evde oturur, yazıp çizer bir sonraki seyahate kadar birkaç ay enerji ve bilgi toplardım ama…bu sene yolculuklar pandeminin acısını çıkarırcasına beklenmedik bir hızda!
İki hafta sonra kendimi Lizbon sokaklarında Ginginja içerken buldum.
Berlin’e döndükten 3 gün sonra ise kendimi Alanya sahilinde yakaladım…İlginç bir sene oluyor.
Şikayetçi değilim!
Oturdum sahile, başlıyorum yazmaya.
POSİTANO SAHİLLERİ NEDEN BENİM HAYAL DESTİNASYONUM ?
Bu yazıları ticari bir gayeyle değil, kendime notlar ve ardımda bırakacağım hikayeler olarak gördüğüm için günlüğüme yazar gibi yazıyorum. Gerçekten dönüp dönüp okuyorum ve çok mutlu oluyorum!
Fakat siz direk deneyimlerimi ve önerilerimi okumak istiyorsanız yazının sonlarına doğru atlayıp, neden bu rotanın benim için bu kadar özel olduğu hikayesini es geçebilirsiniz.
Çünkü çok özel bir rota burası benim için, uzun uzun yazacağım. Sadece burada çekilen filmlerin ve fotoğrafların rüyalarımı süslemesinden dolayı değil, 22 yaşıma borcum olan bir hayalden dolayı..
BigChefs markasını büyütmek için ülkenin en iyi kadın girişimcisi seçilen Gamze Cizreli ile çalışmaya başladığım, ODTÜ’den yeni mezun olduğum yıllardı.
Yaşım henüz 22. Toplantı aralarında, arabada, boş anlarımızda hayatla ilgili uzun uzun sohbet ederdik.
Neresi? Diye sordum bir kez.
Bütün bu seyahatleriniz içinde en unutulmazı, en bir ‘başka’ olanı hangisiydi sizin için? Durdu bir süre uzaklara daldı, yüzüne bir tebessüm yerleşti ve ‘Positano’ dedi. Anlatmaya başladı.
‘Oraya gittiğimde yeni boşanmıştım...sadece kendimle kalmaya, uzaklaşmaya ihtiyaç duyduğum bir bahardı. Bavulumu toplayıp hiç düşünmeden aldım kendimi gittim büyülü Positano’ya’..dedi.
Yalnız başına seyahat etmenin ne kadar keyifli bir şey olduğunu konuştuk uzun uzun.(Ben hala bunu tam olarak yaşamadım!)
Özgür ve tek seyahat ederken enerjinin ne kadar yüksek olduğundan, dost edinmenin, sohbetlere davet edilmenin, kendini bir grubun içinde kadeh tokuştururken buluvermenin ne kadar keyifli ve akışkan olduğundan konuştuk…
O seyahatte masal otel Le Sirenuse’nin sahibesi Giuglia ile dost oluşlarını dinledim. Eve gider gitmez de internetten o oteli araştırdım. Fotoğraflarını inceleyip hikayesini de okuyunca her şey daha da büyüleyici gelmeye başladı…
Positano sahilinin en şerefiyeli konumuna yerleşen Otel Le Sirenuse 18.yüzyılda yaşamış görkemli bir İtalyan Ailesinin villasıymış. Şimdi ise sadece bölgenin en büyük cazibesi değil, bütün listelerde dünyada görülmesi gereken ilk 20 otelden birisi olarak bahsediliyor.
Otelin büyüleyici tasarımını, manzarasını, tarihini, içinde konaklamış isimleri, çekilen filmleri ve tabii fiyatını da görünce, sanki ulaşamayacağım bir hayale dönüştü bu destinasyon bende o yaşta.
Bu konuşmadan sonra, fırtına gibi bir 10 sene geçti. Pandemi, her şeyi bırakıp kendi işimi yapmaya başlamam, ülke değiştirmemiz…Fakat bu rota hep aklımda kaldı.
Berlin’de ilk ve umarım en sert kışımız geride kalırken, yine hayata tutunmanın yollarını seyahat planıyla aradığım bir gün; hayatımın en zor kışına ve uzun süre sonra yapacağımız ilk seyahate; üstelik de doğum günüme denk geldiği için Positano’yu seçtim.
Bu çetin sürece nefes katmak için, bu nefis rotayı kendime ilaç etmenin tam zamanıydı.
Uğruna uğraştığım her saniyeyi hak eden ve bir zamanlar imkansız sandığım bir başka seyahati gerçek kılmanın keyifli süreci başlıyor.
Elbette uzun uzun çalışıp çok keyifli bir liste çıkardım kendime. Sonunda o hayal gerçek oluyor!
Bu seyahatin fikri bile, içimde baharı getirmeye yetti.
Önce Positano-Amalfi-Ravello-Sorrento ile ilgili bütün filmleri bir ritüel olarak tek tek izleyip, karanlık kış günlerimi bu gezinin hayaliyle olabildiğince renklendirdim.
Çünkü bana göre seyahat, o rota aklınıza düştüğü ilk anda başlıyor!
Biletin alındığı güne kadar okuduğunuz yazılar, izlediğiniz bütün filmler, not aldığınız tavsiyeler, uğraştığınız bütün o ayarlamalar…seyahatin bir parçası.
Siz de, bu muhteşem rotanın hayalini zihninize bir tohum olarak ekmek; bir kadeh şarap eşliğinde doyasıya hayaller kurmak için burada çekilen fimlerden oluşturduğum listeye BU LİNKE TIKLAYARAK bir göz atabilirsiniz.
13 Nisan 2022, Yolculuk Başlasın!
İLK NOT : Buraya gelmek için sezonu beklerseniz, Mayıs ayında bile her şey 2 katına çıkıyor bunu bilmelisiniz. Benim doğum günüm 14 Nisan olduğundan biz 13’ünde gittik, 2 gün çok sakin geçirdik, 14’ünde Franco Bar sezon açılışını yaptı, 15’inden itibaren ise sokaklar gözümüzün önünde tıklım tıklım dolmaya başladı.
NOT 2: Bizim gittiğimiz tarihte hava 18 dereceydi, denize girenler, sahilde oturan ve voleybol oynayanlar vardı. 🙂
Plan
Positano-Amalfi rotasını gezmeye genelde Sorrento’dan başlanır.
Havaalanından temel ulaşım araçları direk Sorrento’ya gittiğinden ilk gün için yolun yoruculuğunu azaltıp keyifli bir başlangıç yapmış olursunuz. Sorrento’dan sırayla Positano-Amalfi ve sonra Ravello’ya geçebilirsiniz.
Fakat biz öyle yapmadık, çünkü Positano otellerinin fiyatları haftalara, günlere ve hatta saatlere göre ciddi değişiklikler gösterdiğinden, kalmak istediğimiz oteller nasıl daha avantajlı oluyorsa planı ona göre yaptık. Tavsiye niteliğindedir.
🙂
Bence rotanızı kurgularken, otel fiyatlarını göz önünde bulundurursanız kolaylıkla bir günlük otel masrafı kadar (yaklaşık 200 eur) kar edebilirsiniz.
Bu sebeple biz direk Positano’dan başlıyor ve Sorrento’yu en sona bırakıyoruz.
Nereden gelirseniz gelin, bu yolculuk Napoli uçağıyla başlıyor 🙂
Napoli sonrası içinse havaalanından araba kiralayabilir, otobüse binebilir, deniz yoluyla istediğiniz yere ulaşımınızı sağlayabilirsiniz.
Bizim ilk durağımız ve bütün konaklamalarımız Positano’da. Günübirlik Amalfi ve Ravello’ya geçtik. En son Sorrento’da 1 gece konaklayıp geri döndük.
POSİTANO
Napoli havaalanından Sorrento’ya giden servislere bindik. Oradan da tekrar Positano otobüsüne binmeniz gerekti. (SİTA otobüsü)
Evet, kolay olmayan uzun ve epey virajı bir yol ama gülümseyin çünkü İtalya’nın en güzel sahillerindesiniz.
Kusup kusup, gülümseyerek yüzlerce fotoğraf çekebilirsiniz. 🙂
Berlin’den Napoli’ye ,Napoli’den Sorrento’ya ve oradan Positano’ya varmamız yaklaşık 12 saat sürdü.
Arada bir de Sorrento’dan aceleyle yanlış SİTA otobüsüne binip, bambaşka bir köyde kaybolduk :)) Olur öyle şeyler.
Çünkü hayatta bazı anlar veya manzaralar vardır ya, sizi dehşete düşürür. Gerçek olduğuna inanamaz ve asla unutamazsınız.
Hatta karanlık bir kış günü gözünüzü kapattığınızda hafızanızda bütün detayıyla canlanıp sizi ısıtıverir.. (En azından bana öyle olur)
İşte SİTA otobüsünden inip, otobüsün durağından fotoğraflardaki o muhteşem Positano görüntüsünü ilk gördüğüm an, tam da öyle bir andı!
(Santa Lucia garından Venedik semasına hayatımda ilk kez adım attığım an veya Santorini Oia’da bir seyir tepesinden gökyüzüne yükselen o muhteşem manzaraya baktığım ilk an da aynen böyle donup kalmıştım…)
Konaklamamızın ilk günleri Hotel Villa Rosa’da kaldık.
Dünya tatlısı bu oteli Bahar Akıncı tavsiyesiyle bulduk. Otobüsten inip birkaç dakika aşağıya doğru yürüyünce hemen karşınıza çıkıyor.
GİDİLECEK listemizin ilk sıralarında olan FRANCO’S BAR’ın tam arkasında, Le Sirenuse Otel’in de tam arkasında aynı manzaraya bakan daha uygun fiyatlı ve nefis bir tercih.
Biz manzaralı bir bahçe oda seçtik, sonsuz kere tavsiye ederim. Mümkünse aradaki farka kıyıp sabah kuş sesleriye Positano manzarasına uyanmalı, limon ağacı altında odanıza gelen kahvaltının tadını çıkarmalısınız.
Sonraki günler ise Hotel Marincanto’da kaldık.
İtiraf etmeliyim bu otel de benzer fiyat skalasında olmasına rağmen denize çok daha yakın, jakuzisi, nefis manzaralı restoranı ve kahvaltısı ile beklentimizin çok üstünde bir konfor sağladı bize.
Hatta Hotel Marincanto’nun meşhur düğünlerine de ev sahiliği yapan manzara terasını ve restoranını sayarsak, daha memnun kaldığımı bile söyleyebilirim 🙂 Restoranına konaklamasanız da rezervasyon yaptırıp gidebilirsiniz.
Notlar
Positano aslında yarım günde gezebileceğiniz kadar küçük, ama günlerce keşfetmekten, bütün seramikçilere tek tek girmekten asla sıkılmayacağınız kadar büyük bir kasaba! Tek notum şu: Yokuşlardan yılmayın 🙂 Kalçalara bacaklara kuvvet!! Squat sezonu başlasın!
Hiçbir kural veya bağlam olmadan, kah o sokak kah bu sokak, o dükkandan bu dükkana, kafanıza estiği gibi gezmek, bana göre gezmelerin en güzeli.
Fakat bunu yaparken elbette bazı şahane mekanları da kaçırmamak gerek.
İşte size mutlaka gidin dediğim mekanlar:
Bence birinci ve hep birinci sırada Hotel Le Sirenuse’nin restoranları var.
Otelde kalmasanız bile mutlaka bu sanat ve tarih kokan binaya girmenizi, havasını solumanızı ve restoranlarının birine veya hepsine gitmenizi öneririm.
NOT: O kadar vaktiniz yoksa bile, resepsiyona gelip otele bir bakmak isterseniz de, görevliler mümkün olduğunca izin veriyor.
Le Sirenuse’deki LA SPONDA bir peri masalı.
Akşamüzeri yakılan mumlar, hava kararınca ışıltılar saçarak müziğin sesiyle birleşiyor, camlardan parlayan Positano manzarası yemeğin lezzetiyle birleşip nefesinizi kesiyor…. Tam yanındaki açık bahçede bir içecek alıp sonra La Sponda’ya ana yemek için girebilir veya daha casual ama yine çok şık akşam bir için bir üst kattaki ALDO Coctail & Seafood Bar’da rezervasyon yaptırabilirsiniz. Hepsi Le Sirenuse havasını almak ve muhteşem manzara ile çok şık ve keyfli bir akşam geçirmek için yeterli.
Hotel Le Sirenuse’nin bir bina yanında, Villa Rosa’nın da tam karşısında, Nisan ortasında açılan ve açıldığı saniye dolan FRANCO’S BAR. 13 Nisan’da açılış hazırlıklarına şahit olduk 14’ünde kapısını açar açmaz nasıl doldu hayret ettik.
Tam bir Positano klasiği! Bir kokteyl de benim için!
Sahile doğru inip bütün köyün dünyaca meşhur olmasında en çok katkısı olan bu mekanı deneyin! Fotoğrafa iyi bakın. Ön sırada İtalyan filmlerindeki gibi oturan Mr. Black amcayı göreceksiniz
İşte onun ve üç jenerasyonunun başarı hikayesi CHEZ BLACK. Savaş sonrası öyle ünlüler ağırlamış ki, resmen kasabayı bütün dünyaya duyurmuşlar. Zaten hala herkesi selamlayıp bütün masaları tek tek kontrol ediyorlar. Bu özen ve adanmışlık restoran işinde evrensel bir başarı sırrı! Chez Black’e hikayesi için bile gidilir. Deniz mahsullü bir makarna yenir! Can Lazanyasını çok sevdi Pizzası da güzel! ama daha güzelini bulduk
Not: Rezervasyonsuz bırakın o en ön sırayı, en arkaya bile yer bulamayabilirsiniz.
Fırsat bulup oturamadık ama her önünden geçtiğimde manzarasına hayran kaldığım, herkesin de sorduğu ‘Li Galli’de şu nefes kesen manzarada bir masa ayarlayıp benim için de bir kadeh kaldırın!
Yine en iyisini sona sakladım: Denizin önündeki o pizzacı ‘La Pergola’!!
Her gezide tesadüfen keşfedip, her akşam geldiğiniz salaş bir mekan olur. İşte bu gezide pizzaları kapıp sahilde büyük bir zevkle yediğimiz salaş mekanımız bu! Hızlı, uygun ve nefis bir pizza deneyimi için eminim yolunuzu sık sık düşüreceksiniz!
amalfi
Positano’dan Capri’ye, Amalfi’ye, Napoli’ye otobüsle olduğu gibi deniz yoluyla da gitmek mümkün!
Hatta mümkünse öyle yapın 🙂
Çünkü bu deniz yolculuğu sayesinde uzaklaşıp Positano’nun o muhteşem manzarasına tam karşıdan, denizin içinden bakma şansını yakaladık. Otobüse göre daha pahalı ama virajlardan dolanmak yerine Positano manzaralı nefis bir seyir olarak tercih edebilirsiniz. Kesinlikle değer!
Amalfi, bir günde rahatlıkla gezilebilecek bir yer.
Kuralsız, talimatsız, ayaklarınızın götürdüğü gibi, sokak sokak, dükkan dükkan gezerken (bundan güzeli yoktur!) ve Duomo Di Amalfi’nin heybeti önünde soluklanırken size birkaç küçük tavsiyem olacak.
*C.I.C.A’dan bir külah deniz mahsulü denemeniz.
ve limon kabuğunda sunulan limon sorbelerin tadına bakmanız (benim tabirimle AL LİMONE, in LİMONE) ve bol bol limoncello içmeniz. (Zaten adım başı göreceksiniz.)
Fazla gününüz yoksa Amalfi’den Ravello’ya geçip iki muhteşem geziyi tek günde de yapabilirsiniz. Buradaki meydandan kalkan otobüslerle kısa bir yolculuk yapıp Ravello’ya gitmek mümkün!
Ravello’ya gitmesek olur mu?? Diye hiç sormayın. Bir anlığına, Amalfi’de bütün gün dükkan dükkan gezip her birinde limoncello içmek ve Ravello’ya gitmemek benim de aklımdan geçti ama şimdi her aklıma geldiğinde öyle yapmadığıma şükrediyorum.
O yüzden hemen Amalfi meydandan kalkan otobüslerden birine binin ve Ravello’yu da bu geziye mutlaka dahil edin!
RAVELLO
Burası başka hiçbir yere benzemeyen..adeta gökyüzüne kurulmuş bir kasaba. Denize kıyısı yok. Hatta 315 metre yukarıdayız..
5. Yy’da Romalılar tarafından kurulan ve şimdi UNESCO Dünya mirası listesinde olan çok acayip bir yer..Virginia Woolf, Richard Wagner, Gore Vidal, Sophia Loren, Jacqueline Kennedy gibi birçok ünlü ve sanatçı hayatının bir dönemini burada geçirmiş. Bu nedenle burası Amalfi’nin en elit ve en görkemli yeri olarak anılıyor.
Çok ilginç bir dinginliği, sade ama yüksek bir ruhu var…
Dediğim gibi başka bir yere benzemiyor beklentinizi sıfırlayıp bu kasabanın ruhunu kendi kendinize hissetmelisiniz.
Biz buradaki kısa vaktimizi Wagner’in Parsifal eserine ilham veren Villa Cimbrone’ye adadık.
Başka bir deyişle, Wagner’in ruhunu takip ettik!
Aylar sonra bu satırları yazarken hayatımın en yüksek deneyimlerinden birinin bu geziyle bağlandığını….Villa Cimbrone’de kartalların uçuş yüksekliğindeki 400 metre irtifadaki Sonsuzluk Terasını gezerken gördüklerimin…Parsifal’i Berlin Philharmony’den dinlerken göz yaşı olup bütün hücrelerimden aktığını ve her düşündüğümde hala dizlerimi titrettiğini itiraf etmeliyim.
Bu arada Limoncello’nun asıl yeri de burasıymış…Daha önce 678 kere denememiş gibi, bir de burada deneyin.
NOT: Villa Cimbrone aynı zamanda otel olarak hizmet veriyor ve dünyanın en güzel düğünlerine ev sahipliği yapıyor.
SORRENTO
Positano’dan ayrılmadan önce La Pergola’da birkaç pizza daha yiyip son gecemizi geçirmeye Sorrento’ya doğru yola koyulduk.
SORRENTO ile ilgili sayfalarca yazacak bir deneyimim yok ama ismini duyar duymaz aklıma ilk ne geliyor biliyor musunuz?
Mükemmel ötesi, hala ağzımın suyunun aktığı o limonlu pasta!
İsmi: DELIZIE AL LIMONE
Lütfen ama lütfen kaç tane yerseniz yiyin 2 tane de benim için yiyin.
Adres: Gelateria Primavera
Biz burayı tesadüfen bulduk ama zaten çok meşhurmuş. Offf yazarken bile canım çekti.
Sorrento ile ilgili ikinci tesadüf ise benim internetten anlık olarak bulup tesadüfen içeride de yer bulduğumuz o muhteşem limonlu bahçe!
Yine buranın en meşhur yerlerinden biriymiş ama kendiliğimizden bulunca bizim için daha bir anlamlı oldu!
Ristorante O Parrucchiano!
Aile bahçesi gibi ama The GodFather ailesinin bahçesi gibi 🙂
Ne yediniz pek önemli değil sadece şarap içmek için bile olsa bu ambiansı bir görmenizi isterim.
Bana çok doğal ve çok güzel geldi.
Ben burada şarabı biraz abartmış olsam gerek, Berlin’e dönecek olmanın duygusallığıyla ve hayatımda ilk kez bir seyahatten İstanbul yerine başka bir ülkeye dönmenin verdiği garip his ile, kah ağlayıp kah gülmüş..çok ilginç bir akşam geçirmiştim..
Ve gezimiz Sorrento’da LİMMONORO diye bağırarak 🙂 sokak sokak limonlu her şeyi denediğimiz (Limonlu Spritz’de güzeldi) saatlerle sona erdi.
Son gecemizi limonlarla dolu bir bahçesi olan tatlı bir otelde geçirdik..Ve o son gece yatağa uzandığımda yorgunluktan da biraz ağladığımı hatırlıyorum. :))
Yokuşlarla ve tırmanışlarla dolu seyahatin yorgunluğu, Berlin’de tam 3 gün su içmek için bile yataktan kalkmayarak, yatay pozisyondan dikey pozisyona geçmeyerek zar zor atıldı 🙂
Ama gördüklerim…hissettiklerim…tattıklarım.
Her şeye ama her şeye değer!
Ne de olsa hayat FOOD, MOOD ve TRAVEL ile güzel!
NOT: Buraya kadar okuduysanız, bir yorumla beni neşelendirin!